Ulus: Tarihi Ankara Bölgesi

DESTİNASYON Kentsel Destinasyon Kültürel Miras Destinasyonu Semt TÜRKİYE'NİN İLLERİ Ankara

(Ulus, Altındağ. Ankara)

Ulus, Ankara’nın antik dönemden itibaren kentsel, idari, ticari ve kültürel merkezi olma özelliğini koruyan tarihî bir bölgedir. Bu yazıda Ulus, kuzeyde Hükümet Meydanı, doğuda Bentderesi Caddesi, güneyde Talatpaşa Bulvarı ve batıda Ankara Garı arasında kalan alanı kapsayacak şekilde geniş bir perspektiften ele alınmıştır. Bölgenin Antik Çağ’dan günümüze uzanan süreçteki mekânsal ve mimari gelişimi; Osmanlı Dönemi, Erken Cumhuriyet Dönemi, II. Dünya Savaşı sonrası ve 2000 yılı ve sonrası dönemi olmak üzere farklı tarihsel evreler çerçevesinde değerlendirilmiştir.

Antik Ulus

Ankara çevresi Friglerden beri yoğun bir şekilde yerleşim görmüştür. Ayrıca belirli dönemlerdeki önemsiz daralmalar dışında yerleşim alanı sürekli olarak genişlemiştir. Şehrin MÖ 25'te Romalılar tarafından ilhak edilmesinden sonra yerleşim, Kale'nin eteklerine doğru genişlemeye başlamıştır. Öte yandan Palatyum (Ulus İşhanı'nda), Nimfeum (İş Bankası Binası'nda) ve Julianus (Belkıs) Sütunu gibi anıtsal yapıların yanı sıra Cardo Maximus (Ulus Şehir Çarşısı yanı) ve Agora'nın bir parçası olan bugünkü Ulus Meydanı gibi kamusal açık alanların konumu göz önüne alındığında, Ulus Meydanı'nın Roma Galatya Dönemi'nde ticari ve sosyal faaliyetler için kullanıldığı makul bir varsayımdır. Meydanda bir sarayın (Palatyum) bulunmasından dolayı alanın idari işlevler için de kullanıldığı ileri sürülebilir.

Ayrıca Ulus Meydanı'nın doğusunda, bir tümülüsün tepesinde cami ve türbenin bulunduğu Hacı Bayram Mahallesi yer almaktadır. MÖ VIII. yüzyıldan itibaren burası bir akropol olmuş; pagan, Hristiyan ve Müslümanların kutsal yerleri birbirinin üzerine veya yakınına inşa edilmiştir. Gözle görülür önemli bir eser, İmparator Augustus'un Galatya'yı fethettikten sonra inşa ettirdiği Roma Dönemi'ne ait Augustus Tapınağı'dır. Diğer göze çarpan eser ise Ankara'nın önde gelen camilerinden biri olan ve XV. yüzyıla tarihlenen Hacı Bayram Camii'dir. Cami, doğu köşesinde Augustus Tapınağı'na bitişiktir ve güney tarafında bir türbe bulunmaktadır. Yer altında daha birçok arkeolojik kalıntının gömülü olduğu söylenebilir.

Osmanlı Döneminde Ulus

Roma, Galat ve Erken Osmanlı dönemi arasında Ulus Meydanı ve yakın çevresi hakkında bilgi bulunmamaktadır. Selçuklular ve Ahîler döneminden itibaren Ulus Meydanı'nın batı kesimlerinde cami, hamam ve han gibi çeşitli ticari ve kamu binaları inşa edilmiştir. XIII. yüzyılda inşa edilen Kuyulu Camii (kahvehanesiyle birlikte), Kızılbey Külliyesi ve Baklacı Baba Camii o dönemde Ulus Meydanı çevresindeki kamusal faaliyetlerin işaretleridir. Söz konusu yapılar çok sonra yıkılmıştır.

XVI. yüzyılın sonlarında şehir, çift merkezli bir yapı kazanmış ve bu merkezlere Yukarı Yüz ve Aşağı Yüz adları verilmiştir. Mahmut Paşa Bedesteni, Samanpazarı ve Koyunpazarı çevresini kapsayan alan Yukarı Yüz olarak adlandırılmıştır. Tahtakale ve Karaoğlan merkezli Aşağı Yüz ise Hacı Bayram Camii ile Karacabey Külliyesi arasındaki alanı kapsamaktaydı. En önemlisi bu iki ana merkez, uzun ve eğimli bir ticaret caddesi olan Uzunçarşı ile birbirine bağlanmıştı. Aşağı Yüz'ün alt kısımlarındaki, özellikle batı ve güneybatı bölgelerindeki açık alanlar tarlalar, mezarlıklar ve şehri ziyaret eden yabancılar için kısa süreli konaklama yerleri olarak kullanılmaya başlanmıştı.

XVII. yüzyılın başlarında Ankara, Celâli adı verilen düzensiz birlikler tarafından gerçekleştirilen bir dizi saldırıya tanık oldu. Daha fazla yıkımı önlemek için birkaç kapılı üçüncü bir sur hattının inşasına ciddi bir şekilde başlandı. Sonraki yüzyılda Ankara, üçüncü sur hattının sınırları içinde gelişmeye devam etti. Ulus Meydanı ve yakın çevresi, Aşağı Yüz ile şehrin dış kesimleri arasında geçiş bölgesi olarak işlev görmeye devam etti; ağırlıklı olarak tüccarlar tarafından geçici konaklama yeri olarak kullanıldı. Açık bir çarşı alanı olarak da hizmet verdi.

XIX. yüzyılın başlarında Tahtakale, ticari bir açık alan olarak işlev görmeye devam ederken Hükümet Meydanı'nın oluşumu, çevredeki hükümet binaları arasında ortaya çıkan küçük bir bahçe ile başlamıştı. Sonraki on yıllarda Yukarı Yüz bölgesindeki ticari faaliyetlerin azalması ve Osmanlı İmparatorluğu'nun idari yapısındaki değişiklikler, idari alanların Kale'den yeni şehrin ortaya çıktığı Aşağı Yüz bölgesine kaymasını önemli ölçüde hızlandırdı. Karaoğlan'a yakın bir bölge olan İğneli Belkıs Camii ile Hasan Paşa Hamamı arasındaki alan, Paşa Sarayı ve Redif Kışlası gibi idari ve askerî kamu binalarının inşası için seçildi. Meydanın gelişimi Telgrafhane gibi diğer kamu binalarının inşasıyla sonraki yıllarda da devam etti. Sonraki dönemlerde adı geçen bütün yapılar da yıkılacaktı.

Yukarı Yüz bölgesinden Aşağı Yüz bölgesine idari fonksiyonların kaymasının yanı sıra, ticari faaliyetlerin de yer değiştirmesi bu dönemde başladı. 1881 yılında Yukarı Yüz'ün ticaret merkezinde çıkan bir yangın, bölgenin en önemli ticari binaları olan Mahmut Paşa Bedesteni ve Kurşunlu Han'ın kısmen yıkılmasına neden oldu. XIX. yüzyılın son çeyreğinde idari ve ticari faaliyetlerdeki artışa paralel olarak şehrin günlük ziyaretçi sayısı da arttı. Buna bağlı olarak kısa süreli konaklama ihtiyacı ortaya çıktı. Bu ihtiyaca karşılık 1888 yılında, Karaoğlan'ın sonunda (bugünkü Sosyal Bilimler Üniversitesi’nin bulunduğu yerde) konaklama odaları bulunan Taşhan adında ilk anıtsal yapı olan bir han inşa edildi. Yüzyılın sonuna doğru Taşhan’ın bulunduğu alan, Taşhan Meydanı (Hâkimiyet-i Milliye Meydanı, Ulus Meydanı) olarak anılmaya başlanacaktı.

1892 yılında, tarihî Ankara'nın güneybatı kesiminde, İstanbul Kapısı yönünde bir tren istasyonu açıldı. Tren istasyonunun açılması, malların daha ucuz ve hızlı taşınmasına olanak sağladı. 1893'te Bank-ı Osmanî'nin (Osmanlı Bankası) Hisaraltı'nda bir şube açması, yerel yönetim örgütünün oluşturulması, Posta İdaresi’nin kurulması ve Tulumba Örgütü’nün kurulması şehrin ekonomisini canlandırmaya başladı. Bu da hem kentsel tesislerin yapısında hem de şehrin mekânsal organizasyonunda değişikliklere yol açtı. Bu durum özellikle Karaoğlan çevresinde, Aşağı Yüz'de ticari faaliyetlerin canlanmasıyla belirginleşti. Daha önce tarım ticareti ve depolama için kullanılan Karaoğlan ve Ulus Meydanı'ndaki binaların çoğu modern dükkânlar, kafeler, restoranlar ve otellerle değiştirilmeye başlandı. 1892 ile 1899 yılları arasında Ankara'da, özellikle Karaoğlan çevresinde birçok han inşa edildi.

1895 yılında İstasyon Yolu'nun kuzeydoğusunda yer alan Beylik denilen bölge (eski 100. Yıl Çarşısı'nın bulunduğu yer), Ankara'nın ilk yeşil kamusal açık alanı (Millet Bahçesi) olarak seçildi. Dönemin valisi Dr. Reşit Bey'in buyruğuyla bölgede bulunan kent mezarlığı oradan taşındı ve alan, Ziraat Mektebi'nde yetiştirilen numune akasya fidanları ile ağaçlarla şekillendirildi. Yeşil alanların yanı sıra merkezi bir havuza da sahip olan bahçe, Ankaralılar için bir vahayı temsil ediyordu. XX. yüzyılın başlarında Millet Bahçesi'nin güney kesiminde, Ankara'nın kültürel rengi olan Sefarad Yahudileri tarafından Fresko/Fresco Bar açılacaktı. Bahçenin Mekteb-i Sanayi (Bankalar) Caddesi hizasında, yapım tarihi bilinmeyen bir ahşap yapı bulunmaktaydı. Dönemin haritalarında “Tiyatro Binası” adı ile belirtilen bu yapı, basit bir lokanta olarak da kullanılmaktaydı. Bina 1929'da bir yangın sonucu yok oldu. Yanan tiyatro binasının izini takip edecek biçimde yapılan eklemelerle (İl Özel İdaresi tarafından) daha sonra tek katlı yirmi adet dükkân inşa edilmesine karar verilecek; inşa edilen dükkânlar 1933 yılında kiralanmaya başlanacak; bahçe, bu tarihten itibaren dükkânlarla birlikte “Şehir (Belediye) Çarşısı ve Bahçesi” olarak anılmaya başlanacaktı.

Bahçenin inşasının hemen ardından, bahçenin karşısına ikinci anıtsal yapı olan Dârülmuallimîn inşa edildi. Bu bina, Cumhuriyet'in ilk yıllarında Millî Eğitim Bakanlığı olarak kullanılacaktı. 1915-1916 yıllarında da İttihat ve Terakki Cemiyeti için Taşhan'ın batısında mütevazı bir bina inşa edildi. Bina Mustafa Kemal Paşa tarafından yeni meclis için (konumu ve fiziksel özellikleri bakımından) en uygun yer olarak seçildi. 23 Nisan 1920'de Millî Meclis açıldı ve Ankara, Kurtuluş Savaşı'nın merkezi hâline geldi. Millî Meclis de şehrin ana idari binası oldu.

Erken Cumhuriyet Döneminde Ulus

1916 yılında, Ankara Kalesi'nin batı eteklerinde bulunan zengin gayrimüslim (Ermeni ve Rum) mahalleleri büyük bir yangın geçirmiş ve tamamen yok olmuştu. Cumhuriyet'in ilanından sonra devletin amacı, başkentteki yaşamın modern, Batılılaşmış standartlarda olması ve şehrin Türkiye için bir rol model olmasıydı. Buna göre 1924 yılında, Ankara Şehremaneti'nin kurulması da dâhil olmak üzere bazı önlemler alındı. Ankara'nın gelişimi 1924 yılında başladı; ancak gelişim rastgele ve düzensizdi. Bu nedenle 1924-1925 yıllarında Dr. Carl Christoph Lörcher'e şehir planlarını hazırlama görevi verildi. Önerileri komite tarafından tam olarak onaylanmasa da 1929 yılına kadar şehrin hem eski hem de yeni kısımlarındaki gelişim faaliyetleri için bir kılavuz olarak kullanılmaya devam etti. Bu dönemde Macaristan’dan gelen 1.500’e yakın usta, kalfa ve işçi de II. Meclis ve Ankara Palas gibi diğer anıtsal binaların yükselmelerini sağlayacaktı.

1924 ile 1929 yılları arasında, Hâkimiyet-i Milliye Meydanı ve yakın çevresinde çeşitli idari, ticari ve finansal binaların yanı sıra halka açık yeşil alanlar inşa edildi. Çankırı Yolu, Karaoğlan Yolu, İstasyon Yolu ve Büyük Millet Meclisi Yolu gibi Ankara'nın ana yollarının tamamı genişletildi, asfaltlandı ve ağaçlandırıldı. Ankara'nın başkent oluşundan ve anılan kentleşme eylemlerinden en çok etkilenen çevre, Hâkimiyet-i Milliye Meydanı çevresi ve bu meydandan başlayıp Samanpazarı’na kadar uzanan Anafartalar Caddesi olacaktı. Bu bölgede yapılan yeni kamu binaları şunlardı (I. Ulusal Mimarlık Dönemi): Türkiye Büyük Millet Meclisi (II. Meclis) (1924), Gazi ve Latife Numune Mektepleri (Atatürk İlkokulları) (1924), Divan-ı Muhasebat (Sayıştay) (1925), Başbakanlık-Maliye Bakanlığı (1925), Dışişleri Bakanlığı (1927), Adalet Sarayı (1926), Hukuk Mektebi (1928), Çocuk Esirgeme Kurumu İdaresi (1926), Çocuk Esirgeme Kurumu Kira Apartmanı (1928).

Bunların dışında 1916 yangını ile tahrip olan Işıklar Caddesi, Konya Sokak ve Anafartalar Caddesi arasında kalan kesim de öncelikle yapılaşan bölgelerden biriydi. Erken Cumhuriyet Dönemi'nde Ulus ve çevresinde, özellikle yangın geçiren Anafartalar Caddesi ile Hisarpark arasındaki kesimde apartmanlaşma çokça görülecekti: iş adamı Koç (Büyük) Apartmanı (1920’ler), Macar Evleri (1920’ler), (Maliye Bakanı) Hasan Fehmi Ataç Apartmanı (Büyük Otel) (1925), iş adamı ve müteahhit Erzurumlu Nafiz Bey (Kotan) Apartmanı (1922), asker ve siyasetçi Nuri Conker’in Sakarya Apartmanı (1923), bürokrat ve siyasetçi İzzet Ulvi Aykurt’un evi (1931) vb.

Yeni kurulan başkentte yeni kent yaşamının gerektirdiği sosyal, kültürel ve ticari tesisler de yapıldı veya açıldı: Ankara Palas (1928) ve (bugünkü Stad Otel’in yerinde) Belvü Palas (1928) inşa edildi. Önce 1929'da Yurt Sokak'ta, sonra Bankalar Caddesi'ndeki Küçük Anadolu Hanı'nda (bugünkü Akbank Ulus Şubesi) Lozan Palas açıldı. Kulüp Sineması ve Meydan Palas, Çankırı Yolu ile 30 Ağustos 1922 Yolu'nun (bugünkü Rüzgârlı Sokak) kavşağında; Yeni Sinema ve İstanbul Pastanesi ise Karaoğlan Caddesi'nde yer alacaktı. Pastane hizasında Umum İthalat ve İhracat Şirketi, Sebat Oteli, Meşhur Köfteci ve (ısmarlama kundura ve çizmeci) "Yahudi Hayim" bulunuyordu. Bir Beyaz Rus tarafından 1921'de Taşhan'da açılan Karpiç Lokantası, Ankara'nın ilk modern lokantasıydı. Ankara'nın kültürel rengi olan Sefarad Yahudileri tarafından 1926 yılında açılan Elhamra Bar'ın yanı sıra Tabarin Bar da edebiyatçıların uğrak yeri oldu. Diğer yandan kenti Türkiye'ye bir rol model hâline getirmek amacıyla Avusturyalı heykeltıraş Heinrich Krippel bir anıt tasarlamaya davet edildi. Zafer Anıtı (Atatürk), Hâkimiyet-i Milliye Meydanı'nın ortasına dikildi ve 24 Kasım 1927'de törenle açıldı.

Birçok bankanın kısa süre içinde art arda açılmasıyla Mekteb-i Sanayi Caddesi (Bankalar Caddesi), şehrin finans merkezi hâline geldi. Dönüşüm süreci caddenin güneyinde ikinci Osmanlı Bankası'nın inşasıyla (1926) başladı, Ziraat Bankası'nın inşasıyla (1929) devam etti ve Hâkimiyet-i Milliye Meydanı'nın kuzey kesiminde İş Bankası'nın inşasıyla (1929) tamamlandı. Aynı caddeye Posta Telgraf Sarayı (1925) ve Tekel Başmüdürlüğü (1928) de inşa edilecekti.

Herman Jansen'in Ankara'nın gelişim ana planı 1932'de onaylandı ve bu yıl, 1939 yılının başına kadar şehirde devam eden inşaat döneminin başlangıcı oldu. Ulus Meydanı ve yakın çevresinde, Cumhuriyet'in modern yüzünü yansıtmak amacıyla diğer anıtsal binalar ve kamusal alanlar da tasarlanıp inşa edildi (Modernizm Dönemi): Erkek Ticaret Lisesi (1930), (Millet Bahçesi önünde) Şehir Çarşısı (1932), (Düyun-ı Umumiye'nin yerinde) Merkez Bankası (1933), Gazi Erkek Lisesi (1936), Paraşüt Kulesi (1937), Ondokuz Mayıs Stadyumu (1936), İkinci Vakıf Apartmanı (1930), Sergi Evi (sonradan Opera ve Büyük Tiyatro Binası) (1934), Gençlik Parkı (1936), (ilk) Etibank (1936), Emlak ve Eytam Bankası (1934), İller Bankası (1937), (Kızılbey Camii ve türbesi yerinde) Ziraat Bankası ek binası-şubesi (?), Ankara Hâli (1937), (Taşhan’ın yerinde) Sümerbank (1938).

1930’larda, Bankalar Caddesi ile Ulus Meydanı'nın kesiştiği noktada, ağırlıklı olarak Avrupa'dan ithal edilen ürünlerin satıldığı yüksek kaliteli mağazalar konumlandı. Bir tarafta Kavaklıdere Şarap Fabrikası'nın mağazası, Vagon-Li bilet gişesi, (Necati Halit ve Yaşar Kotay) terzileri ve Millî Eğitim Bakanlığı kitapçısı açılmıştı. Caddenin diğer tarafında, Şehir Bahçesi'nin (Millet Bahçesi) önünde şekerlemeci Hacı Bekir, şekerlemeci Osman Nuri Bey, kitapçı Akba, kitapçı Hachette, Gömlekçi Orhan, ünlü İstanbul çiçekçisi Sabuncakis, elbiseci David ve fotoğrafçı Naim Gören gibi markalar Ankara'daki mağazalarını açmıştı. Dönemin sonlarında, Bankalar Caddesi'ne ek olarak Karaoğlan ve Anafartalar Caddeleri de Ankara'nın en gözde alışveriş bölgeleri olarak tanımlanacaktı.

1940’lara kadar, Balıkçılar Pazarı'ndan Çocuk Esirgeme Kurumu’na kadarki binaların tamamının altındaki mağaza ve işyerleri, kendi türünde en tanınmış ve itibar edilen ticarethaneler hâline geldi. Binaların üst katlarının çok azı ise konut olarak kullanılıyordu. Büyük bir çoğunluğu, Adalet Sarayı’nın yakınlığı ve onun sağladığı hareket sebebiyle avukatlar tarafından tercih edilen yerlerdi. Ayrıca hekimler ve tıbbî laboratuvarlar ile tüccar terziler ve her çeşit serbest meslek erbabının işyerleri de yine burada yer alıyordu. Çocuk Esirgeme Kurumu (Kira) Apartmanı’nda ise Ankara’nın ünlü hekimlerinin muayenehaneleri vardı. Binanın arka tarafında da Ankara’nın ilk çocuk parkı olan Himaye-i Etfal Parkı bulunuyordu.

1940’larda, Ulus Meydanı ve çevresi çeşitli restoran, kafe, pastane ve barların yoğunlaştığı ana bölgeydi. Smyrna, Lezzet, Gümüşkepçe gibi lokantalar sundukları eşsiz Türk yemekleri ile ortalama ekonomik güce sahip bir Ankaralının yemek yiyebileceği buluşma mekânlarıydı. Bu lokantaların yanı sıra özellikle üst düzey Ankaralılar tarafından tercih edilen Zevk, Jale, Yenigün, Çiçek gibi lokantalar da vardı. İçkisiz Cumhuriyet Yıldız Lokantası, Bakanlar Kurulu üyelerinin politik konuşmalar eşliğinde yemek yedikleri bir mekân olarak ünlenmişti. Cihan Sokak’ta bulunan Tavukçu ve Karadeniz Lokantaları ise süreklilikleri ve yemek kültürünü daha sonra Kızılay’a aktarmaları nedeniyle özellikle önem taşımaktaydı. Ankara’nın sosyal yaşamına büyük katkı yapan bu lokantalara, Ankaralı sanatçı ve edebiyatçıların sıklıkla gittiği Posta Caddesi’ndeki meyhaneleri de eklemek gerekmektedir. Bu meyhanelerden en ünlüleri Şükran Lokantası ve Acem’in (Kürt Mehmet’in) Meyhanesi’ydi. Yine Posta Caddesi’nde bulunan İmren Meyhanesi ve Palabıyık Meyhanesi sanatçıların uğrak yerleriydi. Palabıyık Meyhanesi sokakta sağlı sollu konumlanmıştı. Cihan Sokak’ın köşesinde ise bir kadın tarafından işletilen Mavi Köşk Birahanesi bulunmaktaydı.

Diğer yandan aynı dönemde Anafartalar Caddesi'ne açılan cadde, sokak ve çevrede ihtisaslaşmış çeşitli yan çarşılar da oluşmaya başlamıştı. Bu çarşılar ve ağırlıklı ihtisas alanları, bugünkü cadde ve sokak isimleriyle şunlardı: Oteller: Ulus Meydanı civarı, Çankırı Caddesi (başlangıç bölümü), Sanayi Caddesi, Hergele Meydanı; eğlence yerleri: Çankırı Caddesi (başlangıç bölümü); lokantalar: Ulus Meydanı civarı, Posta Caddesi, Hacı Bayram civarı, Hergele Meydanı; gıda maddeleri ve toptancıları: Hâl; mobilyacılar: Işıklar Caddesi, Konya Sokak; halıcılar: Anafartalar Caddesi, Işıklar Caddesi; ayakkabıcılar ve terlikçiler: Anafartalar Caddesi, Hatay Sokak; çantacılar: Anafartalar Caddesi; manifatura-kumaş: Anafartalar Caddesi; perde-döşeme: Konya Sokak; tuhafiye: Anafartalar Caddesi; terzi levazımatı: Anafartalar Caddesi; sobacılar: Sobacılar Sokağı; basın: Anafartalar Caddesi, Rüzgârlı Sokak; matbaalar ve çiftçiler: Rüzgârlı Sokak, Denizciler Caddesi, Hacı Bayram civarı; sahaflar: Anafartalar Caddesi, Denizciler Caddesi; elektrik malzemesi: Anafartalar Caddesi, Konya Sokak; kimyevi maddeler: Posta Caddesi; makine-teçhizat: Posta Caddesi, Sanayi Caddesi; inşaat malzemesi: Sanayi Caddesi; nalburiye: Sanayi Caddesi, Posta Caddesi; otobüs garajı ve yazıhaneleri: Hergele Meydanı; işhanları: Ulus Meydanı civarı, Anafartalar Caddesi, Posta Caddesi, Işıklar Caddesi, Konya Sokak; pasajlar: Anafartalar Caddesi, Posta Caddesi.

İkinci Dünya Savaşı Sonrası Ulus

İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesini takip eden yıllarda, dönemin mimarlarının, ülke Amerika Birleşik Devletleri'ne daha fazla yönelirken popüler hâle gelen uluslararası formların etkisi altında oldukları söylenebilir. Aslında bu dönemde üretilen mimari eserlerin çoğunda ABD'de tasarlanan binalara açık göndermeler vardı. Otomobiller ve gökdelenlerle dolu geniş yollar, bulvarlar ve meydanlardan oluşan bir Amerikan şehri vizyonu, Demokrat Parti tarafından da çağdaş bir şehrin ideal imajı olarak tanıtıldı. Eş zamanlı olarak 1952 ve 1953 yılları arasında, daha önce Dârülmuallimîn'in bulunduğu ancak 1947'de yanıp kül olan boş araziye yapılacak binalar için bir mimari proje yarışması düzenlendi. Bu proje, Ulus Meydanı ve yakın çevresinin dönüşümünde en önemli belirleyicilerden biri oldu. Ulus İşhanı ve Çarşısı'nın inşaatına 1955 yılında başlandı. Kısa bir süre içinde işhanı ve çarşı, 1960'lı yıllarda meydanın fiziksel, işlevsel, kültürel ve sosyal özelliklerine hâkim olan bölgenin ana binası hâline geldi. Bölgenin dinî sembolü Hacı Bayram Camii'nin zaviyesi de 1972 yılında, cami çevresi açılırken yıkılacaktı.

Bu durum 1960'lı yıllarda, Ulus Meydanı'nda bir dizi başka fiziksel değişikliği tetikledi. Ulus İşhanı ve Çarşısı'nın açılışının hemen ardından, Karaoğlan'ın doğusunda bulunan araziye ticari bir bina inşa edilmesi için bir mimari proje yarışması düzenlendi. 1967 yılında inşa edilen bina Anafartalar Çarşısı oldu. Anafartalar Çarşısı, Ulus bölgesinde farklı kullanıcı gruplarına yönelik çeşitli dükkânlar sunan ilk ve en büyük ticari binalardan biriydi.

Aynı yıl, daha önce Millet Bahçesi'nin bulunduğu arazide 100. Yıl Çarşısı'nın yapımı için de mimari yarışma düzenlendi. 100. Yıl Çarşısı'nın inşa süreci yaklaşık 14 yıl sürdü ve bina kompleksi 1981 yılında açıldı. Hem tasarımı, malzemeleri ve inşaat teknikleri nedeniyle hem de Ulus İşhanı ve Çarşısı ile Anafartalar Çarşısı'nda olduğu gibi, 100. Yıl Çarşısı 1960'lı yıllarda Türkiye'de görülen uluslararası mimari tarzların önemli bir yorumu olarak kabul edilebilir. Bu yapılara ek olarak, uluslararası tarzı yansıtan Ulus Şehir Çarşısı da Anafartalar Çarşısı'nın karşısında 1998 yılında tamamlandı.

Nitekim bu binalar, mimari ve koruma alanındaki birçok akademisyen ve uzman tarafından 1950'ler ve 1970'ler (hatta 1990'lar) arasındaki dönemin önemli sembolleri olarak değerlendirilmektedir. Bu yapılar, dönemlerinin mimari anlayışının nadir örnekleri olmaları, kullanılan malzeme ve teknikler ile mimari bir yarışmanın sonucu olarak geliştirilen tasarımları nedeniyle Ankara için kültürel miras değeri taşımaktadır. Dahası, Ankara sakinleri için de birer hatıra değeri taşımakta olup, Ulus Meydanı'nın kolektif hafızasında, günlük yaşamında ve kent öyküsünde önemli bir yere sahiptirler.

1961 yılında, temel atma töreninden 23 yıl sonra, Kızılay semtinde bulunan Millî Meclis'in üçüncü binası tamamlandı. Yeni meclisin açılmasıyla birlikte, Ulus Meydanı'ndaki meclis binası ve ona bağlı diğer bazı binalar ve alanlar şehir için önemini yitirdi. 1960 ile 1970 yılları arasında ofisler, bakanlık binaları ve idari kurumlar merkezlerini kademeli olarak Kızılay semtine taşıdı. 1970'lerden itibaren Ulus, ağırlıklı olarak ticari ve eğlence faaliyetleri için düşük gelirli gruplar tarafından ve bölgede kalan kamu kurumları ile bankalarda çalışan memurlar tarafından kullanıldı. Dahası, 1960'lardaki bina yüksekliği ve kütle düzenlemelerindeki radikal değişikliklerin ardından Ulus Meydanı ve yakın çevresi kalabalık bir trafik düğüm noktasına dönüştü. Ortadaki yeşil refüjün yıkılması ve her iki tarafa geniş kaldırımlar eklenmesiyle bulvar genişliği 30 metreden 50 metreye çıktı. Sonuç olarak, Ulus Meydanı ve yakın çevresi son derece yoğun bir kentsel dokuyla çevrili hâle geldi.

1990'ların sonuna doğru, Atatürk Bulvarı ve Çankırı Yolu gibi Ankara'nın ana aksı üzerindeki binaların çoğu yeni bloklarla değiştirildi. Belediyenin araç ve inşaat odaklı politikaları sonucunda, bu dönemdeki kentsel faaliyetlerin ve uygulamaların çoğu, Ankara'da özellikle Ulus Meydanı ve civarında, kamusal açık alanların özgünlüğünün ve bütünlüğünün kaybı açısından olumsuz etkiler yarattı.

2000 Yılı Sonrası Dönemde Ulus

2005 yılından itibaren, Ulus Meydanı ve çevresindeki binalara ve kamusal açık alanlara atfedilen değerlerin çoğu değişime uğradı ve bölgeyi tanımlayan temel fiziksel, işlevsel, sosyo-kültürel ve ideolojik özellikler giderek azaldı. Bölgedeki kimlik kaybını yaratan ve hızlandıran başlıca faktörler arasında, özellikle siyasi ideolojilerin bir parçası olarak geliştirilen kanun ve planların etkisi önemli bir yer tutmaktadır. 5366 sayılı Restorasyon Yoluyla Koruma Kanunu yürürlüğe girdi ve Türkiye'deki tarihî alanların yanı sıra tarihî Ankara'nın geleceği için de temel belirleyici oldu.

Bu kanuna dayanarak 2000'lerde ve 2010'larda Büyükşehir Belediyesi tarafından kabul edilen ve 1950'lerden sonra yapılmış binaları yıkmayı amaçlayan tarihî Ankara koruma master planları, kültürel mirası koruma ilke ve standartlarına aykırı olduğu gerekçesiyle idari mahkemelerce iptal edildi. Bundan dolayı bugün, şehrin tarihî kısımları geçiş dönemi düzenlemeleri ile yönlendirilen küçük ve büyük uygulama projeleriyle rastgele değiştirilmektedir. Örneğin, kentsel ve arkeolojik alanların sınırları içinde yer alan Kale ve Hamamönü gibi Hacı Bayram da planlama rehberliği olmaksızın, bina ve cadde ölçekli uygulama projeleri nedeniyle hızlı bir dönüşüm sürecinden geçti. Tümülüsün tepesinde bulunan Hacı Bayram Camii'nin altında kazı yapıldı; Kitapçılar Çarşısı yıkılarak yeraltı çarşısı, otopark ve havuzlu meydan eklendi. Cami çevresinde ise eski görünümlü betonarme Ankara evleri yapılarak dinî vakıf ve derneklere kiralandı. Cami civarındaki Güvercin Eti, Etizafer, Adliye, Sevim, Akgün ve Kutlu sokaklarda “Sokak Sağlıklaştırma Projesi” uygulandı. Yeni Belediye Başkanı Mansur Yavaş döneminde de Anafartalar Caddesi’nde sokak sağlıklaştırması yapıldı.

Bunlara ek olarak, tescilli olup olmadıklarına bakılmaksızın birçok anıtsal ve konut binası yıkıldı veya yıkılması planlandı. Yeniden yapılanma ve yeniden işlevlendirmenin ana araç hâline geldiği tarihî şehrin seçilmiş kısımlarında kentsel tasarım projeleri uygulandı. Tescilli bir kamu binası olan İller Bankası, Hergele (İtfaiye) Meydanı'nın yeniden düzenleme projesi kapsamında Melike Hatun Camii'nin görünümünü bozduğu gerekçesiyle 2017 yılında hukuka aykırı olarak yıkıldı. Ardından 2023'te caminin arkasındaki meydan kısmı için Hergele Meydanı Kentsel Dönüşüm Projesi yapıldı. Anafartalar İşhanı Ofis Bloğu ve 19 Mayıs Stadyumu da 2018'de yıkıldı. Belediye bunun yanı sıra Ulus İşhanı, 100. Yıl Çarşısı ve Hâl'in yıkılmasını değerlendirdi. Mansur Yavaş'ın belediye başkanlığıyla Ulus İşhanı, Hâl ve Anafartalar Çarşısı'nın alçak binası yıkılmaktan kurtuldu. 2013'ten sonra Hükümet Meydanı çevresindeki binalar ile Sümerbank, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi'ne devredildi.

Sonuç

Roma ve erken dönemlerde ticari, idari ve dinî işlevler üstlenen Ulus bölgesi, Osmanlı döneminde Yukarı Yüz–Aşağı Yüz düzeni içinde ticaret, konaklama ve kamusal kullanım açısından gelişmiş; XIX. yüzyıl sonlarından itibaren istasyon, bankalar, hanlar ve Millet Bahçesi gibi yapılarla modernleşme sürecine girmiştir. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte Ulus, Ankara’nın idari, finansal, kültürel ve simgesel merkezi hâline gelmiş; meydan çevresinde meclis, bakanlıklar, bankalar, okullar, çarşılar, eğlence mekânları ve anıtsal yapılar inşa edilmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise uluslararası mimarlık anlayışının etkisiyle Ulus İşhanı, Anafartalar Çarşısı ve 100. Yıl Çarşısı gibi yapılar ortaya çıkmış; ancak idari merkezin Kızılay’a kaymasıyla bölge giderek ticari ve ulaşım ağırlıklı bir karakter kazanmıştır. 2000’li yıllardan itibaren ise siyasal ve ideolojik tercihler doğrultusunda yürütülen koruma, dönüşüm ve yıkım politikaları, Ulus’un tarihî dokusunu, kültürel mirasını ve kolektif hafızasını zedeleyen yeni bir dönüşüm sürecine yol açmıştır.

Referanslar

Ankara Büyükşehir Belediyesi (2007). Cumhuriyet ve Başkent Ankara (Ankara Tarihi ve Kültürü Dizisi, 4). Ankara; Ankara Büyükşehir Belediyesi (t.y.). Ulus Tarihi Kent Merkezi’nde Büyük Dönüşüm. Erişim tarihi: 02.06.2026; Avşaroğlu, N. (2023). Eski Ankara Meyhaneleri. Erişim tarihi: 09.06.2026; Ayhan Koçyiğit, E. S. (2019). A tale of Ulus Square: Emergence, transformation and change, Ankara Araştırmaları Dergisi, 7(1): 27–73; Aytekin, Ö. (2020). Tarihi çevrede koruma ve peyzaj yaklaşımları: Hacı Bayram Camisi çevresi örneği, Türkiye Peyzaj Araştırmaları Dergisi, 3(1): 57–76; Bayraktar, A. N. (2016). Başkent Ankara’da Cumhuriyet sonrası yaşanan büyük değişim: Modern yaşam kurgusu ve modern mekânlar, Ankara Araştırmaları Dergisi, 4(1): 67–80; Dedekargınoğlu, C. (2019). Erken Cumhuriyet Ankara’sında bir kamusal mekân: Millet Bahçesi, Ankara Araştırmaları Dergisi, 7(2): 355–374; Dinçer, G. (2014). Ulus’tan Samanpazarı’na Anafartalar Caddesi’nin öyküsü, İDEALKENT, 5(11): 36–60; Günel, G. ve Kılcı, A. (2015). Ankara şehri 1924 haritası: Eski bir haritada Ankara’yı tanımak, Ankara Araştırmaları Dergisi, 3(1): 78–104; Hosanlı, D. A. ve Altan, T. E. (2018). The residential architecture of Ankara during the 1920s: The housing types in the settlement zones of the new capital city, Ankara Araştırmaları Dergisi, 6(2): 183–210; Sağlam, B. (2026, 22 Şubat). Ankara Ulus Şehir Çarşısı’nın ilginç arkeolojik hikâyesi!, Yeni Ankara. Erişim tarihi: 26.05.2026; Sökmensüer, Y. (2021, 26 Aralık). Fıskiyenin altında izdivaç, Serbestiyet. Erişim tarihi: 25.05.2026; Tunçer, M. (2014). 20. yüzyıl başlarında Tahtakale, Karaoğlan Çarşısı ve Taşhan’dan Ulus Merkezi’ne dönüşüm, İDEALKENT, 5(11): 18–35; Wayback Machine (2020, 05 Nisan). Mimarlar Odası Ankara Şubesi Bina Kimlikleri Arşivi. Erişim tarihi: 01.06.2026.

Konuyla ilgili diğer maddeler için bkz.: