Kibyra Antik Kenti

DOĞAL VE KÜLTÜREL MİRAS Antik Kent UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi TÜRKİYE'NİN İLLERİ Burdur

(Horzum Mahallesi, Gölhisar, Burdur)

Maddeye katkıda bulunan yazarlar:
Yazar: SERAP AKDU (2019) (Madde metni için tıklayınız)
Yazar: MERVE ZAYIM DİNÇER (2026) (Madde metni için tıklayınız)
1 / 2

Antik çağların en önemli şehirlerinden biri olan Kibyra, deniz seviyesinden ortalama 1.100-1.600 metre yükseklikte derin yarlarla birbirinden ayrılan değişen yükseklikteki üç tepe üzerine konumlandırılan antik bir kenttir. Antik kentteki yapılar hiçbir yapının diğerinin manzarasına engel oluşturmayacak ve tepelerin teraslanması yöntemiyle göl ve ova manzarasına hâkim olacak şekilde yapılmıştır. Kibyra tarım, hayvancılık ve demir işçiliği konularında ön planda olan dört farklı dilin konuşulduğu antik bir kenttir.

Kibyra’ya yönelik kazı çalışmaları, Burdur Müzesi Müdürü H. Ali Ekinci önderliğinde ilk olarak 2006 yılında başlamıştır. Günümüzde Kültür ve Turizm Bakanlığı adına Şükrü Özüdoğru önderliğinde oluşturulan ekip tarafından yürütülmeye devam etmiştir. Antik kentten çıkarılan eserler Burdur Müzesi’nde sergilenmektedir. Kibyra UNESCO’nun kararıyla 2016 yılında Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınmıştır.

Bugün Kibyra’da görülebilen tüm mimari kalıntılar Roma dönemine aittir. Eumenes (MÖ 197-159) döneminde Bergama Krallığı'nın hâkimiyetinde olan Kibyra (MÖ II. ve I. yüzyılda) Boubon, Balboura ve Oinoanda’dan oluşan dörtlü kent birliği oluşturulmuş, daha sonra Romalılar tarafından dağıtılmış ve Asia eyaletine bağlanmıştır. MS 23 yılında yaşanan deprem nedeniyle büyük kısmı yıkılan mimari açıdan bu yerleşiminin Hellenistik dönem sonu ve Roma İmparatorluk dönemi kentinin kuruluş miladı olarak nitelendirimektedir. Yıkılan kent, Roma İmparatoru Tiberius tarafından üç yıllık vergi muafiyeti desteğiyle yeniden inşa edilmiştir. Kazılar özellikle MS I. ve III. yüzyıllar arasında antik kentin en parlak dönemini yaşadığını sonrasında zayıflayan şekilde bunun MS 417 depremine kadar devam ettiğini göstermektedir.

Kibyra’da yer alan yapılar arasında şehrin girişinde anıtsal bir kapı, devamında kentin doğusunda günümüze sağlam olarak korunarak gelen ve Antik Çağ Anadolusu’nun en görkemli 12-13 bin kişi kapasiteli Stadion (stadyum) yer almaktadır. MS II. yüzyılın sonlarında inşa edilen U şeklindeki yapıda atletizm yarışmaları ve gladyatör savaşları yapıldığı sanılmaktadır. Daha fazla ilerledikçe bazilika, yukarı ve aşağı agora, hamam, gymnasium, tiyatro ve odeion, anıt mezar, Geç Roma hamamı, yuvarlak kuleli tak (giriş kapısı) ve suyolları yer almaktadır.

Roma dönemi izlerini taşıyan Agora (pazar yeri) boyunca uzanan ortalama 112 metre uzunluğunda sütunlu cadde ve her iki tarafında dükkânlar, küçük canlı balık satışlarının yapıldığı bir havuz, su dağıtım havuzu, çeşme, içinde pişirme fırınıyla birlikte et restoranı veya ekmek fırını olabileceği tahmin edilen mekânlar kazı çalışmaları ile tespit edilmiştir. Ana cadde ile sütunlu caddenin birleştiği alanda görkemli anıtsal bir taş kapı 2009 yılında ayağa kaldırılmıştır.

Büyük oranda sağlam mimarisi ve üzeri çatı ile örtülen Antik Çağ Anadolusu’nun en göz alıcı, en büyük kapalı yapılarından biri olma özelliği taşıyan ve kentin kamu binalarının yer aldığı güney batı köşesinde yer alan odeon 3.600 kişilik kapasiteye sahiptir. Kazılar sonucunda MS II. yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı tespit edilen odeonun kent meclisi toplantılarının yapıldığı mekân olarak sonradan önüne eklenen skene (sahne) ile tiyatro olarak ve büyük davaların görüldüğü mahkeme olarak kullanıldığı sanılmaktadır. Orkestra bölümünün zemininde yer alan beyaz, yeşil ve kırmızı ince mermer plakalardan yapılan etkileyici güzelliği ile kentin isminin duyulmasında etkili olan saçları yılandan ve kendisine bakanları taşa çevirdiği düşünülen Medusa ile betimlenen 540 metrekarelik alanı kaplayan mozaik 2011 yılında ortaya çıkarılmıştır. Medusa Mozaiği Anadolu’nun sağlam olarak ele geçirilen en büyük mozaiği ve yapım tekniğiyle (tek parça ve kesintisiz) kendi türünde bilinen tek örneği olma özelliği taşımaktadır. Odeon önünde mozaik döşemeli alanın güney doğu köşesinde orijinal halinde dış duvarları kireçle sıvanan, iç kısmı mermer plakalarla kaplanan (soyunma odası, soğukluk, ılıklık ve iki sıcaklık), ısıtma ve su sitemleriyle görülebilir durumda olan (MS V. ve VII. yüzyıl) Doğu Roma imparatorluk dönemine ait Roma Hamamı bulunmaktadır.

Referanslar

Özüdoğru, Ş. (2014). Kibyra’dan Hellenistik Dönem’e ait yeni veriler üzerine değerlendirmeler, CEDRUS The Journal of MCRI, II: 171-188; Özüdoğru, Ş. (2018). Kibyra 2014-2016 yılı çalışmaları ve sonuçları, Phaselis- Disiplinlerarası Akdeniz Araştırmaları Dergisi, IV: 109-146; Türkiye Kültür Portalı. (2019). Kibyra Antik Kenti-Burdur, https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/burdur/gezilecekyer/kibyra-antik-kenti, (Erişim tarihi: 10.10.2019); Türkiye Kültür Turizm Bakanlığı. (2019). Kibyra, https://burdur.ktb.gov.tr/TR-155350/kibyra.html, (Erişim tarihi:13.10.2019).

Ayrıntılı bilgi için bakınız

Özüdoğru, Ş. (2018). Geç Antikçağ’da Kibyra, CEDRUS The Journal of MCRI, VI: 13-64.

2 / 2

Kibyra Antik Kenti, Burdur il merkezinin yaklaşık 110 km güneybatısında, Gölhisar ilçesinin batısında bulunan Horzum Mahallesi sınırları içerisinde yer almaktadır. Yerleşim, Akdağ'ın eteklerinde, Dalaman Çayı Havzası'nda birbirinden derin vadilerle ayrılan üç tepe üzerine kurulmuş olup deniz seviyesinden yaklaşık 1100-1600 m yükseltide konumlanmaktadır. Patara Yol Anıtı'nda da belirtildiği üzere kent, Likya yol ağının kuzeyde ulaştığı son bağlantı noktasını oluşturmaktadır. Bu güzergâhın doğu sınırında Attaleia, batısında Kaunos, kuzeyinde ise Kibyra bulunmaktadır (Çevik 2021: 255).

Teke Yarımadası'nın dışında yer alan Kibyra, coğrafi konumu nedeniyle Likya kültür çevresinden kısmen ayrılmakta; buna karşılık Pisidya, Karya, Lidya ve Frigya kültür alanlarının kesişme noktasında bulunmaktadır. Dağlık topoğrafya üzerinde gelişen Kibyra, yalnızca bulunduğu stratejik konumuyla değil, farklı toplulukların bir arada yaşadığı ve çeşitli dillerin konuşulduğu kozmopolit yapısıyla da öne çıkan önemli bir yerleşimdir. Kent adının kökeninin Luviceye dayandığı kabul edilirken, halkının ise Lidyalıların soyundan geldiği ifade edilmektedir. Antik Dönem'de Kabalis olarak adlandırılan bölge içerisinde yer alan Kibyra, bu yönüyle çevresindeki kültürel etkileşimlerin merkezlerinden biri olmuştur (Sevin 2019: 237; Bean 1998: 167). Yerleşimin tarihinin oldukça eski dönemlere uzandığı, yakın çevredeki Uylupınar'da ele geçirilen Erken Demir Çağı buluntularıyla anlaşılmaktadır. Bölgenin Kabalya ya da Kabalis adını, aynı dönemde burada yaşayan Kaballar topluluğundan aldığı bilinmektedir. Bununla birlikte Roma Dönemi'nde Kibyra'nın siyasi ve ekonomik bakımdan güç kazanması sonucunda bölge zamanla Kibyratis adıyla anılmaya başlanmıştır. Kabalia Bölgesi'ni inceleyen ilk araştırmacılar arasında İngiliz Deniz Kuvvetleri Teğmeni Richard Hoskyn önemli bir yere sahiptir. Hoskyn, 1841 yılında E. Forbes ile birlikte Elmalı'dan batıya doğru ilerleyerek Kabalia Bölgesi'ndeki antik kentleri ziyaret etmiş, bölgede gördüğü arkeolojik kalıntıları kayıt altına almış ve çeşitli yazıtların kopyalarını hazırlamıştır. MÖ II. yüzyılda bölgede yer alan dört kent, Kibyratis Tetrapolisi adı verilen siyasi bir birlik oluşturmuştur. Bu birliğin merkezinde Kibyra bulunurken Boubon, Balboura ve Oinoanda diğer üye kentleri meydana getirmektedir. Tetrapolis içerisinde Boubon, Balboura ve Oinoanda'nın birer oy hakkı bulunmasına karşın, başkent konumundaki Kibyra iki oyla temsil edilmiştir. Birliğin askerî gücüne en büyük katkıyı da yine Kibyra sağlamış; yaklaşık 30.000 piyade ve 2.000 süvari ile ortak orduya destek vermiştir. MS 82 yılında Komutan Murena tarafından Tetrapolis dağıtılmış, bölgedeki kentler doğrudan Likya Birliği'ne bağlanmıştır. Bu gelişmenin ardından Kibyra ise Asya Eyaleti sınırları içerisine alınmış ve Asya Valisi'nin yargı merkezi konumuna getirilmiştir (Dinç 2010: 2-3, 21).

MS 23 yılında meydana gelen büyük deprem, kentte ciddi yıkıma neden olmuştur. Deprem sonrasında İmparator Tiberius'un desteğiyle yeniden inşa edilen şehir, ona ithafen Caesarea Kibyra (İmparatorun Kibyrası) adını almış ve MS 25 yılından itibaren yeni bir gelişim sürecine girmiştir. Ardından MS 43 yılında Roma Senatosu tarafından eyalet statüsüne kavuşturulan Likya Birliği'nin tam üyeleri arasına katılmıştır (Bean 1998: 168). Demir işçiliğiyle ün kazanan Kibyra, bunun yanında tarım, hayvancılık, çömlekçilik, dericilik, at yetiştiriciliği ve ticaret gibi farklı üretim alanlarında da gelişerek güçlü bir ekonomik yapıya kavuşmuştur. Bu üretim faaliyetleri, kentin bölgesel ölçekte güçlü bir ekonomik merkez hâline gelmesine önemli katkılar sağlamıştır. Kibyra, özellikle at yetiştiriciliğindeki başarısıyla ün kazanmış ve bu nedenle "Hızlı Atların Şehri" olarak tanınmıştır. Gelişmiş ekonomik yapısı sayesinde bölgenin en zengin yerleşimlerinden biri hâline gelen kentte farklı üretim ve ticaret faaliyetleri aynı anda yürütülmüştür. Antik kente ait kalıntılar, birbirinden derin vadilerle ayrılan üç ayrı tepe üzerinde yayılım göstermektedir. Engebeli topoğrafyanın etkisiyle yerleşim alanları teraslar oluşturularak düzenlenmiş, göl ve ova manzarasına hâkim noktalarda inşa edilen yapılar ise birbirlerinin görüş alanını engellemeyecek şekilde planlanmıştır. Kentin en büyük mimari yapısı yaklaşık 10.000 kişi kapasiteli stadiondur. Protokol tribünü ile atık su tahliyesi ve arıtılmasına yönelik gelişmiş altyapı sistemi, yapının dikkat çeken özellikleri arasında yer almaktadır. Kentin batısında bulunan ve günümüze oldukça iyi korunmuş şekilde ulaşan tiyatro ise yaklaşık 9.000 seyirci kapasitesine sahiptir (Özüdoğru 2020: 24-26; Özüdoğru 2016: 661-663).

Tiyatronun duvarlarında yer alan yazıtlar, kentte beş farklı kabilenin yaşadığını ortaya koymaktadır. Tiyatronun yaklaşık 90 m güneyinde yer alan ve iyi korunmuş diğer önemli yapı ise odeion/bouleuterion, diğer adıyla theatrum tectum (kapalı tiyatro)dur (Bean 1998: 169). Yaklaşık 3.600 kişilik kapasiteye sahip bu yapı, yargı faaliyetlerinin yürütüldüğü bir salon olmasının yanı sıra özellikle soğuk mevsimlerde tiyatro işleviyle de kullanılmıştır. MS II. yüzyılda son hâlini alan bu yapı, Likya Bölgesi'nin günümüze ulaşan en görkemli ve en iyi korunmuş kapalı tiyatrolarından biri olarak kabul edilmektedir. Yapının orkestra bölümünü süsleyen mermer döşeme, işçiliği bakımından dikkat çekici örneklerden biridir. Zeminde yer alan Medusa betimi; işçilik kalitesi, boyutları, desen düzeni ve bulunduğu konum bakımından günümüzde benzeri bulunmayan özgün bir eser niteliği taşımaktadır (Bean 1998: 168-169). Günümüzde de ziyaretçilerin yoğun ilgi gösterdiği kapalı tiyatronun, geç dönemlerde demir işleme atölyesi olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Kapalı tiyatronun hemen yanında küçük ölçekli bir Bizans Hamamı bulunmaktadır. Büyük ölçüde sağlam olarak günümüze ulaşan bu yapıda, mermer döşemelerin alttan ısıtılmasına dayanan gelişmiş bir ısıtma sistemi uygulanmıştır. Bunun yanında hamam, kapladığı alan bakımından Anadolu'nun en büyük hamam yapılarından biri olma özelliğini de taşımaktadır. Kentte aşağı ve yukarı olmak üzere iki ayrı agora yer almaktadır. İki agoranın varlığı, Kibyra'nın ticaret hayatında önemli bir merkez olduğunu göstermektedir. Nekropol alanı ise yerleşmenin çevresine geniş bir alana yayılmış olup burada Likya tipi mezarlara rastlanmamaktadır. Yerleşmeye ait en erken bulgular, 1977 yılında Dörtlük tarafından gerçekleştirilen Uylupınar kazılarında ortaya çıkarılmış ve bu çalışmalar sırasında nekropol alanı belirlenmiştir. Her ne kadar siyasi açıdan Likya Birliği sınırları içerisinde yer alsa da Kibyra, kültürel bakımdan ağırlıklı olarak Lidya, Frig, Pisidya ve Karya etkilerini yansıtmaktadır. MS 147 yılında meydana gelen ikinci büyük depremin ardından kent eski canlılığını yeniden kazanamamış; giderek önemini kaybederek VII. yüzyılda tamamen terk edilmiştir (Dörtlük 1977: 9-10).

Kibyra'da 2006 yılında Şükrü Özüdoğru başkanlığında başlatılan arkeolojik kazılar günümüzde de devam etmekte olup kazılarda ortaya çıkarılan eserler Burdur Müzesi'nde sergilenmektedir. Devam eden kazı çalışmaları sırasında 2020 yılında önemli bir keşfe ulaşılmış; İmparator Kültü Tapınağı'nın güney yamacında MS II. yüzyıla tarihlenen, Antik Yunan mitolojisinde tıp ve sağlığın tanrısı olarak kabul edilen Asklepios heykeli ile Mısır'ın ışık tanrısı Serapis'e ait bir büst gün yüzüne çıkarılmıştır. Ayrıca Kibyra, sahip olduğu kültürel miras değerleri nedeniyle 2016 yılından itibaren UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer almaktadır (Çevik 2021: 255-259; Özüdoğru 2014: 171-179; Pekman 2012: 181-182; Doğan 2019: 90-91; https://arkeofili.com/kibyra-antik-kentinde-tanri-heykelleri-bulundu/ erişim tarihi: 15.07.2026).

Referanslar

Bean, G. E. (1998). Eskiçağda Lykia Bölgesi. İstanbul: Arion Yayınevi; Çevik, N. (2021). Lykia Kitabı: Arkeolojisi, Tarihi ve Kültürüyle Batı Antalya. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları (V. Dizi, Sayı 14); Dinç, S. (2010). Hellenistik ve Roma Çağlarında Likya’da Kent Birlikleri. İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları; Doğan, Y. (2019). Antik Veriler Işığında Milyas ve Kabalia Bölgelerinin Tarihi Coğrafyası, İdari, Sosyokültürel ve Dini Yapısı (Yayımlanmamış doktora tezi). Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Antalya; Dörtlük, K. (1977). 1975 Uylupınar Kazısı Raporu, Türk Arkeoloji Dergisi, 24(2): 9–32; Özüdoğru, Ş. (2016). Kibyra’nın Roma İmparatorluk Dönemi Bölgesel Yol Ağları. İçinde: Havva İşkan’a Armağan. İstanbul: Ege Yayınları; Özüdoğru, Ş. (2020). Kibyra, Kabalya Bölgesi’nin (Kabalia/Kabalis) Ana Kenti. İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları; Sevin, V. (2019). Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası I. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları (VI. Dizi, Sayı 50); Zayım, M. (2023). Antik Dönem Likya Bölgesi ve Şehirlerinin Coğrafi Açıdan Değerlendirilmesi (Yayımlanmamış doktora tezi). İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.