Markiz Pastanesi

YİYECEK VE İÇECEK İŞLETMECİLİĞİ Pastane TÜRKİYE'NİN İLLERİ İstanbul

(Beyoğlu, İstanbul, 1937)

Maddeye katkıda bulunan yazarlar:
Yazar: DERYA BAYKAL BAYSAL (2025) (Madde metni için tıklayınız)
Yazar: NESLİHAN ŞİMŞEK (2026) (Madde metni için tıklayınız)
1 / 2

XIX. yüzyıl ortalarında Fransız Eduard Lebon tarafından inşa edilen Lebon Pastanesi, Fransız “café” geleneğinin öncü örneklerinden birini temsil etmektedir. Bu mekân, özellikle Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi önemli edebiyatçıların yanı sıra Servet-i Fünun topluluğu, Fecr-i Ati akımı ve sonraki dönem modern yazarları için bir buluşma alanı haline gelmiştir. Ziya Paşa, Zafernâme (1868) adlı eserini sıklıkla Lebon Pastanesi’nde ifade etmiş ve burada yazdırmıştır. Lebon’un edebi ve kültürel etkileşimlerdeki rolü, dönemin entelektüel tartışmalarında önemli bir yer tutmuş, bu mekan edebiyat tarihinin tanıklarından biri olarak ön plana çıkmıştır.  Markiz Pastanesi, XIX. yüzyıldan itibaren farklı işletmelere ev sahipliği yapan bir mekan olarak öne çıkmaktadır.

Bu alan, Markiz Pastanesi’nden önce St. Petersbourg Restoran ve Pastanesi ile Lebon Pastanesi gibi önemli işletmelere ait faaliyetleri barındırmıştır. Mekanın içerdiği tarihsel katmanlar, sosyal ve kültürel yaşamda üstlendiği rolleri açığa çıkarmaktadır. Lebon Pastanesi’nin, İstiklal Savaşı sonrası dönemde Fransız elçiliğinden ayrılan Bay Bourdon ve Bay Lebon tarafından kurulduğu ve başlangıçta "Löbon" olarak bilindiği çeşitli kaynaklarda belirtilmiştir. Alternatif bir argüman ise, St. Petersbourg Pastanesi’nin sahibi Charles Bourdon'un İstanbul’a pastane kültürünü taşıyarak, damadı Eduard Lebon ile birlikte işletmenin kurumsallaşmasında önemli katkılarda bulunduğu şeklindedir. Zamanla, Lebon Pastanesi, Avrupa’daki benzerleriyle rekabet edebilecek bir seviyeye ulaşmıştır; böylece Pera'nın en prestijli pastanelerinden biri haline gelmiştir. Bu durum, söz konusu işletmenin tarihsel ve kültürel bağlam içindeki önemini artırmaktadır.  

Kurucularının vefatının ardından farklı sahipler tarafından yönetilen Lebon Pastanesi, 1937 yılı itibarıyla muhasebe bürosu sahibi ve Ermeni girişimci Avedis Ohanyan Çakır tarafından devralınmış ve "Markiz Pastanesi" adıyla yeniden faaliyete geçmiştir. Avedis Bey’in Paris ziyaretleri sırasında edindiği tecrübeler doğrultusunda, Fransa'nın ünlü "Marquise de Sévigné" çikolatalarından ilham alarak kaliteleri açısından yüksek standartları hedeflemiştir. Bu bağlamda, "Markiz" adının tercih edilmesi, mekânın gastronomik kimliğinin yanı sıra estetik olarak da bir soyluluk vurgusunu taşımaktadır. "Marquise" kelimesinin soyluluk unvanı olarak kullanılması, Markiz Pastanesi’nin logosunda yer alan taç sembolü ile güçlü bir biçimde ilişkilendirilmektedir.  

Markiz Pastanesi, sadece bir gastronomi mekânı olmanın ötesinde, sanat ve edebiyat çevrelerinin bir araya geldiği önemli bir kültürel merkez olarak kendini göstermektedir. Mekânın estetik kimliğini oluşturan özenle seçilmiş dekoratif unsurlar, özellikle Art Nouveau tarzında tasarlanmış çiniler, Markiz’in değeri açısından önemli unsurlar arasında yer almaktadır. Bu çinilerin, Fransız sanatçı Alphonse Mucha'nın eserlerinden esinlenerek oluşturulduğu belirtilmektedir ve böylece mekânın sanatsal yönünün güçlenmesine katkıda bulunmaktadır.  

Pastanenin ziyaretçi profili, edebiyat ve sanat dünyasında önemli izler bırakmış pek çok şahsiyeti içermektedir. Yahya Kemal Beyatlı, Pierre Loti, Namık Kemal, Orhan Veli Kanık, Haldun Taner, Halit Ziya Uşaklıgil ve Cenab Şahabettin gibi kamuoyunda tanınan yazarlar, bu mekânı sık sık ziyaret edenler arasında yer almaktadır. Bu durum, Markiz Pastanesi’nin kültürel ve sanatsal konumunu simgeleyen unsurlar arasında yer almakta ve mekânın tarihsel-kültürel bağlamdaki rolünü pekiştirmektedir.  

Markiz Pastanesi, Beyoğlu'nun tarihi ve kültürel kimliğinde önemli bir pozisyona sahip olup, geçmişte sanat, edebiyat ve iş dünyasının önde gelen şahsiyetlerine ev sahipliği yapmıştır. Bununla birlikte, sosyoekonomik ve kültürel değişimlerin etkisiyle, mekân zamanla eski canlılığını yitirmiş ve nihayetinde faaliyetini sonlandırmak durumunda kalmıştır. Akademik çalışmalar, Markiz Pastanesi'nin yalnızca bir yiyecek ve içecek sunumu yapılan bir mekân olmaktan çok daha fazlası olduğunu, kent hafızasında kalıcı izler bırakan önemli bir yapı olduğunu gözler önüne sermektedir. Bu bağlamda, mekânın sosyal ve kültürel katkıları, İstanbul'un tarihsel ve kültürel dokusundaki yerinin önemini de vurgulamaktadır. Markiz Pastanesi’nin geçmişi, kentin kolektif belleğinde yer alarak, sanat, edebiyat ve ticaret alanındaki tartışmaların ve etkileşimlerin gerçekleştiği bir merkez olmuştur. Böylelikle, geçmişteki canlılığı ile artık yerini tarihsel bir hatıra olarak bırakan bu mekân, İstanbul’un kültürel mirasının önemli bir parçası olarak değerlendirilmektedir.

Referanslar

Aldaş,C., (2019). Galata Ve Pera’nın Sosyo-Kültürel Değişimi Bağlamında Şark Aynalı Pasajı ve Markiz Pastanesi’nin İç Mimari Analizi. (Yüksek Lisans Tezi.). İstanbul: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü; Ciritci, İ. (2019) Markiz: Beyoğlu'nun Mekan-Kültür Artikülasyonu Üzerine. IAPS: Culture and Space
https://perapalace.com/istanbulun-tarihe-taniklik-eden-pastaneleri, (Erişim tarihi: 05.03.2025); Mengi, N. (2020), Salah Bey Tarihinin Edebiyatçı Mekanları, Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 13(34), https://doi.org/10.14520/adyusbd.574526); Pulur, H. 1993, Markiz Pastanesi ve Haldun Taner, kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği, Taha Toros Arşivi, https://core.ac.uk/download/38315244.pdf, (Erişim tarihi: 05. 03. 2025); Taşel, Ş. (2020), Beyoğlu’nda Art Nouveau Akımı ve Markiz Pastanesi İç Mekânı Üzerine Bir Değerlendirme, Akademik Sosyal Araştırmalar Dergisi, 7(45): 461-481, http://dx.doi.org/10.29228/SOBIDER.42143.

2 / 2

Bin dokuz yüz kırk yılında Lebon Pastanesi’nin Kumbaracı Sokağı’na taşınmasının ardından, eski yerinde Markiz Pastanesi açılmıştır. Mekân, Rum tüccarı ve rivayetlere göre Lebon’un muhasebecisi (başka bir kaynağa göre Tokatlıyan Oteli yöneticisi) Avadis Çakıroğlu (Ohanyan Çakır) tarafından kiralanmıştır. Çakıroğlu, Fransa’dan getirdiği Marquise de Sévigné çikolatasını aynı lezzette burada üretmeyi başarmış; pastane adını da bu çikolatadan almıştır. Kısa sürede dönemin seçkin çevrelerinin uğrak mekânı hâline gelen Markiz, bin dokuz yüz yetmiş yılına kadar başta edebiyatçılar olmak üzere pek çok şair ve yazarı ağırlamıştır. Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Faruk Nafiz Çamlıbel ve Yakup Kadri gibi isimlerin buluşma noktası olmuş; Ümit Yaşar Oğuzcan ve Edip Cansever gibi şairlerin şiirlerinde de bir mekân olarak yer almıştır. Bin dokuz yüz ellili yıllarda Avadis Çakıroğlu üst katta bir lokanta açmış; sonrasında bu bölüm gece kulübüne dönüştürülmüş ve bin dokuz yüz altmış beş yılına kadar İlham Gencer gibi sanatçıların sahne aldığı bir eğlence mekânı olarak faaliyet göstermiştir.

Markiz Pastanesi, Şark Aynalı Pasajı’nın giriş kapısının hemen yanında, cadde üzerinde ve İstiklal Caddesi’ne bakacak şekilde konumlanmıştır. Giriş kapısının üstündeki camlar, pastane salonuna girmeden önce oluşturulan cam rüzgârlık, yüksek tavan, duvarlardaki çiçek ve havuz figürleriyle süslenmiş vitraylar ile tavandaki altın varaklı kartonpiyer çalışmaları, dekorasyona ilişkin ilk dikkat çeken unsurlar arasında yer alır. İç mekânda bulunan ve ilkbahar ile sonbaharı temsil eden iki seramik pano, Lebon döneminde yaptırılmış olup pastanenin simgeleri hâline gelmiştir. Yaz ve kış panolarının da sipariş edildiği; ancak kış panosunun takılırken kırıldığı, yaz panosunun ise bir aynanın altında bulunduğu rivayet edilmektedir. Seramik panolarda yumuşak tonlarla tasvir edilmiş gül desenleri, sarı çiçekler, beyaz çiçekli ağaç, ağaçtan tutunan kadın figürü, göl ve süsen bitkileri yer almaktadır. Pastanenin iç dekorasyonu Art Nouveau (Yeni Sanat) akımının etkisiyle şekillenmiştir.

Bu mimari dönüşüm, bin sekiz yüz yetmiş yılında Beyoğlu’nda meydana gelen ve sekiz bine yakın binanın yanmasına yol açan büyük yangın sonrasında başlatılan yeniden inşa süreciyle yakından ilişkilidir. Yangının ardından yürütülen imar faaliyetleriyle arazi fiyatları yükselmiş; Beyoğlu, zengin ailelerin yoğunlaştığı seçkin bir muhit hâline gelmiştir. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelen mimarların katkısıyla Art Nouveau akımı İstanbul mimarisinde görünürlük kazanmış; Markiz Pastanesi de bu estetik dönüşümün önemli örnekleri arasında değerlendirilmiştir. Kaynaklarda, Markiz Pastanesi’nde cilalı masaların üzerinde beyaz masa örtülerinin kullanıldığı; Limoges ve Havilland porselenlerinin yanı sıra Degusis kristalleri ve Christofle gümüşlerinin tercih edildiği, ayrıca saat başı çalan bir duvar saatinin bulunduğu belirtilmektedir. Menüde kestane şekeri, omlet, jambonlu yumurta ve Nisua (Niçoise) gibi hafif yemeklerin yanı sıra ekler, makaron, naneli limonata, kadife kutu içinde likörlü çikolata ve çeşitli meyve şekerlemeleri yer almıştır.

Markiz Pastanesi, dönemin diğer seçkin pastaneleri gibi Avrupai bir kültür alanı olarak algılanmış; burada bulunmanın Paris ya da Viyana’daki zarif kafelerde oturma hissi uyandırdığı ifade edilmiştir. Bu yönüyle mekân, yalnızca bir yeme-içme işletmesi değil; kültürel statü, estetik beğeni ve modern yaşam tarzının sembolü olarak da değerlendirilmiştir. Bununla birlikte, bazı çevrelerce “özentilik” ve yerli değerleri küçümseme eleştirilerine maruz kalmıştır. Bin dokuz yüz elli sonrası dönemde şair ve yazarlar açısından kimi zaman “eski” ve “yabancı” olarak nitelendirilse de Markiz, uzun yıllar boyunca edebiyatçılar için bir buluşma ve görünürlük mekânı olmayı sürdürmüş; çeşitli edebî eserlerde sembolik bir mekân olarak yer almıştır.

Bin dokuz yüz seksen bir yılında Şark Aynalı Pasajı’nın Kurtoğlu ailesi tarafından satın alınması ve pasajın oto yedek parça ticaretine açılmak istenmesi üzerine Avadis Çakıroğlu Markiz Pastanesi’ni kapatmak zorunda kalmıştır. Bin dokuz yüz doksan üç yılına kadar kapalı kalan pastane, Aksoy Grup tarafından pasajın satın alınıp restore edilmesiyle iki bin iki yılında herhangi bir değişiklik yapılmaksızın yeniden açılmıştır. Haldun Taner’in pastanenin kapatılmaması için çaba sarf ettiği bilinmektedir. Orijinal ismiyle hizmet vermeyi sürdüren pastane, iki bin üç yılında Richmond tarafından satın alınarak yenilenmiş; iki bin altı yılında ise Robert’s Cafe adıyla misafir ağırlamıştır. Sigara yasağı sonrasında yeniden el değiştiren mekân, Beyoğlu’nun alışveriş, eğlence ve daha uygun fiyatlı yeme-içme düzenine dayanan değişen sosyal yapısı doğrultusunda, seçkin ve lüks kimliğinin ötesinde daha geniş bir kitleye hitap eden bir işletme anlayışıyla varlığını sürdürmüştür.

Referanslar

Acehan, A. (2018). Yenileşme dönemi Türk şiirinde bir mekân olarak meyhane, Folklor Akademi Dergisi, 1(3): 375-408; Ciritci, İ. (2019). Markiz: Beyoğlu’nun mekân-kültür artikülasyonu üzerine, IAPS: Culture and Space, 16; Dirlikyapan, J. Ö. (2010). İstanbul’un edebiyatçı mekânları, Turkish Studies, 5(3): 1092; Güreşir, S. K. (2019). Hayattan esere: Ahmet Hamdi Tanpınar’da yeme-içme kültürü, RumeliDE Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, 14: 78-102; Kutadgu, A. ve Demirdurak, B. (2018). Burası Anadolu Kıymetini Bilelim. İstanbul: Gita Yayınları; Mengi, N. (2020). “Salâh Bey Tarihi”nin edebiyatçı mekânları, Adıyaman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 34: 139-163; Tozal, A. (2021). Beyoğlu pastane kültürü: Lebon ve Markiz’in hikayesi. https://www.themagger.com/markiz-pastanesi-tarihi/#gallery-2, (Erişim tarihi: 16. 02. 2026); Ünyay-Açıkgöz, F. (2019). İspanya’dan Osmanlı’ya: çikolatanın tarihi serüvenine katkı, Ahi Evran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 5(1): 16-27.

Konuyla ilgili diğer maddeler için bkz.: