Boğazköy (Hattuşa) Örenyeri

DOĞAL VE KÜLTÜREL MİRAS Örenyeri UNESCO Dünya Miras Alanı TÜRKİYE'NİN İLLERİ Çorum

(Alacahöyük, Boğazköy, Çorum)

Maddeye katkıda bulunan yazarlar:
Yazar: ALİ İZZET YILMAZ (2019) (Madde metni için tıklayınız)
Yazar: CELAL ŞENOL (2024) (Madde metni için tıklayınız)
1 / 2

Deniz seviyesinden yüksekliği 1272 metre olan örenyeri (Büyük Mabet), Çorum’a 86 kilometre, Çorum-Kırıkkale karayoluna 14 kilometre, Alacahöyük ve Sungurlu’ya 30 kilometre, Ankara’ya 200 kilometre mesafededir.

Örenyerinde yapılan kazılarda, MÖ 6000’in ortalarından itibaren kısa süreli küçük köy şeklinde yerleşimlere ait kalıntılar bulunmuştur. Çivi yazılı tabletlere göre MÖ XIX. ve XVIII. yüzyıllarda Asurlu tüccarların ikamet ettiği yerleşim alanı, bu dönemde ilk kez Hattuş (Sümerce, gümüş anlamına gelen) ismi çivi yazılı belgelerde görülmektedir. Neşa kralı Anitta tarafından MÖ XVII. yüzyılda yıkılmış ve lanetlenmiştir. Bu dönemden sonra Hattuş kenti öncekinden daha küçük bir yerleşim yeri olarak bir süre daha varlığını sürdürmüştür. Hitit yazılı kaynaklarına göre I. Hattuşili, Hitit Krallığı’na bu örenyerini başkent yapmıştır. Eski Hitit Krallığı (MÖ 1600-1460) ve Hitit İmparatorluğu (MÖ 1460-1190) dönemlerinde de başkent olarak kullanılmıştır. Başkent olduktan sonra anıtsal giriş kapıları ve poternlerle (yeraltı geçidi, 13 tane olduğu biliniyor) kent suru sürekli bir gelişim sürecine girmiştir. Belirli aralıklarla inşa edilen kulelerle donatılan bir sur ile Boğazköy koruma altına alınmıştır. Şehre giriş, ulaşım için uygun yerlere yapılan kapılardan sağlanıyordu. Bu kapılardan günümüze ulaşan Aslanlı Kapı, Kral Kapı, Sfenksli Kapı’da olduğu gibi Hitit ustalarının o dönemdeki ustalıkları hala görülebilmektedir Uzunluğu altı kilometreyi bulan surlar günümüzde de ihtişamını korumaktadır. Kent MÖ XVI. yüzyılın ikinci yarısından sonra iki kat büyüdü. Kral sarayının Büyükkale olarak isimlendirilen yeri değişmezken, Yukarı Şehir ismiyle kurulan alanda 30 tapınak ve kamusal binalar yapılmıştır. Hitit İmparatorluğu MÖ XIV - XIII. yüzyıllar boyunca Mısır, Babil ve Asur gibi eski dünyanın en büyük güçlerinden biris olarak kabul edilmiştir. Yaşanan taht kavgaları, uzun süre devam eden kuraklık ve kuzeyden gelen düşman saldırılarının zayıflattığı imparatorluk MÖ XII. yüzyıl başlarında yıkılmıştır. Bu dönemden sonra kent yavaş yavaş terk edilmiştir. Köy karakterli küçük bir yerleşimin devam ettiği kent, sonraki yüzyıllarda Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşimler kurulmasına rağmen Hititler dönemindeki büyüklüğüne ve önemine bir daha ulaşamamıştır.

İlk olarak Fransız Kültür Bakanlığı tarafından 1833’te Anadolu’ya gönderilen, mimar ve arkeolog Charles Texier, İç Anadolu’daki Tavium’u ararken, 28 Temmuz’da Boğazköy yakınlarında Hitit Başkenti olan Hattuşaş’ın kalıntılarını bulmuştur. Örenyerinde on gün kalan Texier, harabelerin ölçümünü yapıp, kentin planı çıkarmış ve bina kalıntılarının, kent kapılarının ve şehir surunun resimlerini çizmiştir. Kent yakınlarındaki Yazılıkaya kutsal alanındaki kabartmalar, Texier’i en çok heyecanlandıran şey olmuştur. Texier, 1839’da yayınlanan Description de I’Asie Mineure isimli üç ciltlik eserinde bulduğu Hitit harabelerini ve Anadolu’nun diğer yerlerindeki birçok Klasik dönem ve sonrasına ait tarihi eserleri anlatmıştır. Bu yayından sonra birçok bilim insanı Boğazköy’e gelerek örenyerinin Pteria veya Tavium şehri olduğuna ilişkin kanıt aramıştır. Bunlar sırasıyla; 1836’da William J. Hamilton; 1858’de Heinrich Barth ve Andreas David Mordtmann; 1861’de Georges Perrot, Edmond Guillaume, Jules Delbet; 1864’te Henry J. van Lennep; 1882’de Karl Humann ve Alfred von Domaszewski. Boğazköy’ün Hititlerin başkenti olabileceği söyleyen ilk kişi 1886’da Georges Perrot olmuştur.

Ernest Chantre, 1893-1894’te Boğazköy/Hattuşa, Alacahöyük ve Kültepe’de ilk sistematik kazıları yapan bilim insanı olmuştur. Chantre, Yazılıkaya’da, Aşağı Şehir’deki Büyük Tapınak’ta ve Hitit kralının sarayının bulunduğu Büyükkale’de yaptığı kazılarda Miken ve Kıbrıs tarzı olarak tanımladığı pişmiş toprak kaplar ve Akad çiviyazısıyla yazılan tablet parçaları bulmuştur. Akad dili uzun zaman önce çözülmesine rağmen, bilinmeyen bir dilde yazılman çok sayıda çiviyazılı tablet vardı. O dönemde İstanbul’da yeni kurulan Arkeoloji Müzesi’nde çalışan çiviyazısı uzmanı Jean Vincent Scheil ilk kez, bu dilin Hititçe olabileceğini belirtmiştir. (hiyerogliflerle değil, çiviyazısı ile yazılmış Hititçe). 1894’te E. Schaeffer Örenyeri’ni ziyaret ettikten sonra yayımladığı çalışmasında Boğazköy’ü Pteria kenti olarak tanıtmıştır.

Asur uzmanı Hugo Winckler 1905’te Müze-i Hümayun Müdürü Osman Hamdi Beyin yanına gelerek Boğazköy’de kazı yapma önerisinde bulunmuştur. Müze görevlisi Theodor Makridi Bey’le bölgeye gelen Winckler yaptıkları bu keşif gezisinde çok sayıda tablet ortaya çıkarmıştır. Bu tabletler arasında Winckler’in okuyabildiği Akadca metinlerle beraber, o dönemde hala çözülmeyen Hitit dilinde yazılan 30 kadar tablet parçası da bulunuyordu. Yapılan bu keşif, Alman Şark Cemiyeti’nin 1906’da Winckler’i, Theodor Makridi yönetiminde tekrar Boğazköy’e kazı yapması için göndermesini sağlamıştır. Yapılan çalışmalarda Hitit Krallık arşivleri ortaya çıkarılmaya başlanmıştır. Ele geçen tabletlerden birinde Winckler kentin adını URUHa-at-tu-us-sa-as olarak okuması, kentin adının da tam olarak ortaya çıkarmıştır. Bu çalışmalarda bulunan tabletlerden birinde II. Ramses’le III. Hattuşuli arasında imzalanan Kadeş Barış Antlaşması’nın Akad dilinde yazılan bir kopyası yer almaktadır. Bu çalışma sayesinde Hitit İmparatorluğu’nun başkentinin Hattuşa olduğu kanıtlanmıştır. 1907, 1911 ve 1912’de devam eden kazılarda bulan 10 bin ’den fazla çiviyazılı tablet ve parçası İstanbul Arkeoloji Müzeleri'ne getirilmiştir. Ekim 1912’de Balkan Savaşı’nın başlaması, Nisan 1913’te Winckler’in ölümü ve 1914’te Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ilk kazı döneminin devam etmesini engellemiştir.

1914’te Alman Şark Cemiyeti, Boğazköy kökenli çiviyazılı metinleri incelemek üzere Bedrich Hrozny görevlendirmiş ve İstanbul’a göndermiştir. Hrozny, 19. 11. 1915 tarihinde Berlin’deki Ön Asya Cemiyeti’nde düzenlenen Hitit Bilmecesi Çözüldü adlı konferansta nu NINDA-an ezzatteni watarma ekutteni (ve ekmek yiyeceksiniz ve su içeceksiniz) kelimelerini okuyarak Hitit dilinin büyük bölümünü anladığını ve bu dilin Hint Avrupa dil grubuna ait olduğunu kanıtlamamıştır. Berlin Müzesi tablet koleksiyonundan sorumlu olan Otto Weber, İstanbul Müzesi müdürü Halil Edhem Bey’den, tabletleri restore edilmeleri ve incelenmeleri için Berlin’e götürme izni alarak 1917 yılında tabletleri Almanya’ya götürülmesini sağlamıştır. Arnold Walther, Otto Weber, Hans Ehelolf ve Emil Forrer tabletler üzerinde yaptıkları çalışmalarını iki dizi halinde yayımlamıştır. İkinci Dünya Savaşı’na kadar, üzerinde çalışması tamamlanan parçalar Türkiye’ye geri gönderilmiştir. Savaş sonrası politik havanın değişmesi nedeniyle Doğu Berlin’de saklanan tabletlerin kalanı ancak 1987’de geri alınabilmiştir.

Alman Arkeoloji Enstitüsü Kurt Bittel’i 1931’de Boğazköy’de yeniden başlanılan kazılarının başına getirmiştir. 1931’de Büyükkale’de yapılan Hititler’den ve Frigler’den kalma kalıntılar da bulunması, örenyerinde kültür katlarının olduğunu çıkarmıştır. 1931-1933 yılları arasında bulunan 3740 tablet parçası yine Berlin’e gönderilmiştir. 1934’ten itibaren ise doğrudan kazı yerinde temizlenip kopyalanan tabletler, öteki buluntularla birlikte Ankara Müzesi’ne teslim edilmeye başlanmıştır. 1936’da, hâlâ okunamayan Hitit hiyeroglif yazısının ileride çözülmesi sağlayacak olan 280 tane kil üzerine basılan mühür baskısına bulunmuştur. Kral ve memurlara ait olan bu mühürlerde; mühür sahibinin adı ve unvanı hem çivi yazısıyla, hem de hiyeroglifle yazılmıştır. Boğazköy kazıları 1939 Eylül’ünün başında İkinci Dünya Savaşı’nın başlaması, ikinci dönem kazıların da aniden kesilmesine neden olmuştur.

Kurt Bittel, 1952’de yeniden başlatılan Boğazköy kazılarını 1977’ye kadar yönetmiştir. Peter Neve, 1978-1993 arasında yapılan kazıların başkanlığını yapmıştır. 1994-2005 yılları arasındaki kazıların başkanlığı Jürgen Seeher tarafından yapılmıştır. 2006 yılından itibaren Andreas Schachner kazı başkanlığını devralmış ve hala devam etmektedir.

Boğazköy – Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı

Boğazköy Örenyeri’nin iki kilometre kuzeydoğusunda yer almaktadır. Hititlerin en güçlü oldukları dönemde (MÖ XIV. ve XIII. yüzyıllar) başkentin en önemli kutsal yerlerinden biri olduğu bilinmektedir. Doğal dik kayaların oluşturduğu iki ayrı bölüm ve girişinde ortaya çıkarılan yapı grubundan meydana gelen açık hava tapınağıdır. 64 tanrı ve tanrıça kabartmasının olduğu kayaların oluşturduğu bölüm A ve B odaları isimlendirilmektedir. Diğerine göre daha büyük olan A Odası’nda, Hitit Tanrı ve Tanrıçaları karşılıklı olarak uzun sıralar halinde kaya üzerine kabartma olarak yapılmıştır. Bahar bayramlarının ve Hitit krallarının tahta çıkma ritüellerinin bu oda da yapıldığı düşünülmektedir. Daha küçük olan B Odası’ndaki kabartmalar MÖ XIII. yüzyılda yaşayan olan Hitit Kralı IV. Tuthaliya’nın ölü kültü ile ilgili olduğu tahmin edilmektedir. Toprak altında hiç kalmadığı tahmin edilen bu kabartmalar Boğazköy’e gelen gezginlerin dikkatini çekmiş ve Hititlerin keşfedilmesini sağlamıştır.

Boğazköy’ün Frigler, Helenistik/Galat, Roma ve Bizans dönemlerindeki adı hala bilinmemektedir. Boğazköy örenyerinde Hiyeroglifli Oda, Yerkapı, Tapınakla Mahallesi, Kral Kapı, Büyük Tapınak, Nişantepe Yazıtı, Büyükkale Kral Sarayı, Erzak Depoları, Büyükkaya Tahıl Depoları, su depoları, Rekonstrüksiyonu yapılan Hitit Suru (65 metre), Yenicekale, Sarıkale ziyaret edilecek önemli yerlerdendir.

Türkiye’deki ilk antik kent müzelerinden biri olarak 1966’da açılan Boğazköy Müzesi, 2011 yılında yeniden yapılan, Hattuşa ve çevresinden gelen eserler çağdaş müzecilik anlayışı ile burada sergilenmektedir.

Hattuşa (Boğazköy) ve Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı ile birlikte1986 yılında UNESCO Dünya Kültürel Miras Listesi’ne alınmıştır. Örenyerinde bulunan çivi yazılı tabletler de 4 Eylül 2001 tarihinde UNESCO Dünya Belleği Listesi’ne alınmıştır.

Referanslar

Akurgal, E. (1995). Anadolu Uygarlıkları. İstanbul: Net Turistik Yayınları; Anonim, (1967, 1973, 2003). Çorum İl Yıllığı. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü; Canpolat, F. (Editör) (2001). Boğazköy’den Karatepe’ye Hititbilim ve Hitit Dünyasının Keşfi. İstanbul: Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık; Çığ, M. H. (2000). Hititler ve Hattuşa – İştar’ın Kaleminden. İstanbul: Kaynak Yayınları; Macqueen, J. G. (2001). Hititler ve Hitit Çağında Anadolu. Ankara: Arkadaş Yayınevi.

Ayrıntılı bilgi için bakınız

Seeher, J., Schachner, A. ve Baykal Seeher, A. (2012). Hattuşa’da 106 Yıl – Hitit Kazılarının Fotoğraflarla Öyküsü. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

2 / 2

Türkiye’de Çorum-Yozgat il sınırında Çorum iline bağlı Boğazkale ilçesinde 40°01´11" Kuzey enlemi ile 34°36´55" Doğu boylamının kesiştiği sahada yer almaktadır. Hattuşaş örenyeri Boğazkale yerleşmesinin güney, doğu ve güneydoğusunda yer alan hafif eğimli bir yamaç üzerinde, Kızılırmak’ın önemli bir kolu olan Delice Çayı’nı besleyen Budaközü Deresi'nin kenarında kurulmuştur. Hattuşaş, 1986 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmış; ardından 2,600.44 hektar alanda Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü bünyesinde 21.09.1988 tarihinde, Boğazköy- Alacahöyük Milli Parkı adıyla koruma altına alınmıştır. Ayrıca Hattuşaş otuz binden fazla kil tablet ve üç binden fazla mühür ile 2001 yılında Dünya İnsanlık Belleği listesine dahil edilmiştir. Bu kil tabletlerden en önemlileri arasında kuşkusuz, bilinen ilk yazılı barış antlaşması olan Kadeş Barış Antlaşması’nın (MÖ 1274) yazıldığı tabletler yer almaktadır. Hitit ve Mısır İmparatorlukları arasında gerçekleşen bu antlaşma metnini gösteren kil tabletler İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde görülebilmektedir. Örenyerinin giriş kapısı ilçe merkezinin doğusunda bulunmaktadır. Girişte bir kontrol noktası yer almakta olup, örenyeri araçla ziyaret edilebilmektedir.

Hattuşaş, Hititler'den önce bölgede yaşayan Hattiler tarafından “Hattuş” olarak adlandırılmıştır,  Hitit hakimiyetine girdikten sonra “Hattuşa” ismini almıştır. Hitit dilinde Gümüş anlamına gelen “Hattuşa” kil tabletlerde “Gümüş Şehir” olarak geçmektedir. Hattuşaş (Boğazköy) Anadolu’da yüzyıllardır Hitit İmparatorluğu’nun başkenti olarak bir yönetim ve kültür merkezi olmuştur. Texier tarafından 1834 yılında keşfedilmiştir. XX. yüzyılın başlarında başlayan kazılarla beş farklı kültür katına rastlanılmış, bu katlara ait bulgularda Hatti, Asur, Hitit, Frig, Roma ve Bizans gibi medeniyetlerin izleri bulunmaktadır.

Hattuşaş’nın yerleşim yeri tarih açısından Kalkolitik döneme kadar uzanmaktadır. Alacahöyük ile aynı döneme ait olan bu antik kent MÖ 5000-6000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Kentin en ihtişamlı ve görkemli dönemi Hititlerin yaşadığı MÖ 1650-1200 yıllarına aittir. Bu dönemde Hattuşa, Hitit İmparatorluğunun başkentliğini yapmış ve hakimiyeti altında bulunan bölgeleri buradan idare etmiştir. Hattuşaş idari merkez olarak; Aşağı Kent, Yukarı Kent, Kral Kalesi (Büyük Kale) ve Yazılıkaya’dan meydana gelmektedir. Bu kent içinde on bir yeraltı deposu, otuz bir tapınak merkezi ve kale sınırları içinde dağınık yerleşim alanları bulunmaktadır. Kentin etrafı 7 km uzunluğunda iki kademeli iç ve dış surlardan oluşmaktadır. Hititlerin MÖ 1200’lerde yıkılma sürecine girmesiyle Hattuşaş hızlı bir şekilde boşaltılmış ve Hititler, daha güneye doğru (Anadolu’nun Güneyi- Suriye’nin Kuzeyi) hareket ederek bir süre bu bölgede yaşamışlardır.

Hattuşaş örenyerinin bulunduğu antik kenti çevreleyen surların başlangıç noktasında görkemli ve ihtişamlı bir giriş kapısı bulunmaktadır. Bu kapı günümüzde giriş ve kontrol merkezinin karşısında ve yolun hemen yanında yer almaktadır. Bu kompleks yapı içinde en belirgin ve önemli merkez girişte yer almaktadır. İkinci önemli yer ise Büyükkale (Karal Kalesi) ve çevresindeki yerleşmedir. Surların içinde yer alan yerleşmenin en seyrek ve belirsiz olanı güney kısımda yer almaktadır. Bu sahadaki yapı izleri diğerlerine göre saha belirsiz ve seyrek formdadır. Kale içinde bulunan en önemli mekanların başında Aslanlı Kapı, Yer Kapı,  Sfenksli Kapısı, Yazılıkaya ve Giriş Kapısıdır. Kentin güneyinde bulunan bölgedeki Yer Kapı’da bulunan piramitler Anadolu’nun ilk ve en eski olanlarıdır. Güney kesimde bulunan üçgen formda bir tünelden oluşan geçit, kraliyet sarayı ile hiyeroglif yazılı oda diğer önemli unsurları oluşturmaktadır.

Tarihi kentin en kutsal mekanı Büyük Tapınak sahasıdır. Giriş kapısına yakın bölgede bulunan tapınak çevresinde sokak ve cadde yer almaktadır. Ayrıca bu bölgede yeraltı içme suyu sistemleri,  kanalizasyon, yiyecek depoları ve çeşmeler bulunmaktadır. Bu mekanın içinde kutsal olduğu düşünülen yeşil bir taş bulunmaktadır. Ören yeri içindeki bu taş günümüzde dahi inanç açısından bir değere sahiptir. Ören yeri yakınındaki en önemli unsurlardan bir diğeri kuşkusuz dar ve dik kaya yüzeylerine işlenen kabartmaların yer aldığı Yazılıkaya Açık Hava Tapınağıdır. Bu tapınağın duvarları elle düzenlenerek düz bir yüzey formuna dönüştürülmüştür. Bu alan Hititler için yeni yıl kutlamalarının yapıldığı, kentin biraz gizli kalmış bir köşesinde bulunan korunaklı bir bölgedir. Kaya yüzeyinde sıra halinde tanrı ve tanrıçaların kabartmaları ile hayvan figürleri yapılmıştır.

Hattuşaş Antik kentinden kazılar sonucu çıkarılan eser ve kalıntılar Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve Boğazköy Müzesi’nde sergilenmektedir. Bir medeniyete başkentlik yapmış Hattuşaş, arkeolojik değerinin yanında kültürel önemiyle de günümüzde etkisini sürdürmektedir. Antik Kentin gün yüzüne çıkarılması aynı dönem yapıları olması dolayısıyla Alacahöyük ile eş zamanlı gerçekleşmiştir. Bu açıdan her iki eser Anadolu uygarlıklarını ve antik tarihini anlamak için önemli bilgiler sunmaktadır. Milli Park statüsünde olan Hattuşaş örenyeri içinde bulundurduğu çok değerli ve çeşitli yapılarıyla bir açık hava müzesi olarak hizmet vermeye devam etmektedir. 2019 yılında Hattuşaş ve Yazılıkaya’yı 40.802, Boğazköy’ü ise 11.592 kişi ziyaret etmiş; ancak ziyaretçi sayısı 2020 yılında Hattuşaş ve Yazılıkaya’da 18.039, Boğazköy’de ise 4.572 kişi şeklinde gerçekleşmiştir. Bu durum üzerinde küresel bir salgın şeklinde gerçekleşen COVID-19 pandemisi etkisi olmuştur.

Bu alan, Anadolu'nun antik tarihine ve Hitit kültürüne ilgi duyanlar için önemli bir ziyaret noktasıdır. Günümüzde bu bölgede çıkan eserler Ankara Anadolu Medeniyetleri ve Alacahöyük Müzesi’nde sergilenmektedir. Hattuşaş örenyeri, lokasyon olarak Çorum merkezine elli beş kilometre, Alacahöyük Antik Kentine otuz yedi kilometre ve Çorum-Ankara karayoluna yirmi beş kilometre km uzaklıkta bulunmaktadır. Hattuşaş’a Boğazkale ilçesi üzerinden ulaşılmaktadır. Kent merkezi ile Hattuşaş giriş kapısı arası 450 metre mesafededir. Kent merkezinde bulunan Boğazköy Müzesi ve antik kent haftanın yedi günü 08.30-16.30 saatleri arasında ziyaretçilere açık durumdadır.

Referanslar

Çelik, H. Y. (2019). Boğazköy Alacahöyük Milli Parkı, İçinde, Kozak, N. (Editör), Online Türkiye Turizm Ansiklopedisi, http://turkiyeturizmansiklopedisi.com/bogazkoy-alacahoyuk-milli-parki, (Erişim tarihi: 19.02.2024); Şenol, C. (2024). Alacahöyük Antik Kenti, İçinde, Kozak, N. (Editör), Online Türkiye Turizm Ansiklopedisi, http://turkiyeturizmansiklopedisi.com/alacahoyuk-antik-kenti--8757, (Erişim tarihi: 19.02.2024); Yılmaz, A. İ. (2021). Hitit ve Çorum Turu Önerisi, Türk Turizm Araştırmaları Dergisi, 5(4): 2320–2346; https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/corum/gezilecekyer/hattusa, (Erişim tarihi: 15.02.2024) https://tanitma.ktb.gov.tr/tr-22643/bogazkale-hattusa.html, (Erişim tarihi: 15.02.2024); https://kvmgm.ktb.gov.tr/TR-44427/hattusa-bogazkoy---hitit-baskenti-corum.html, (Erişim Tarihi: 15.02.2024)

Konuyla ilgili diğer maddeler için bkz.: