Anklav Turizm

KAVRAM TURİZM ŞEKİLLERİ VE ÇEŞİTLERİ

Anklav kavramı, gündelik kullanımda toplumsal, kültürel, siyasal ve ekonomik farklı olguları tanımlamak için kullanılan bir terimdir ve coğrafik olarak bir varlık ile onu kuşatan çevre arasındaki farkı vurgular. Diplomasi diline Fransızcadan giren bu kavramın uluslararası belgelerdeki ilk kullanımı 1526 tarihli Madrid Antlaşması’na dayanır. Anklav kavramı siyasi coğrafya bağlamında ise tamamen başka bir ülkenin sınırları içinde kalan yabancı toprak parçası olarak tanımlanır. Etimolojik olarak Latincede “kilitlemek” (inclavatus) ve “anahtar” (clavis) sözcüklerinden türetilmiştir. Günümüzde Almancada “die Enklave”, İtalyanca, Fransızca ve İspanyolcada “enclave”, Rusçada “анклав" [anklav], Türkçede ise “yalıtılmışlık” ve “iç bölge” olarak ifade edilmektedir. Coğrafi ve siyasi olarak bilinen bu tanımlara ek olarak etnik anklavdan da söz edilmektedir. En bilinen tanımı ile etnik anklav; farklı bir kültürün yaşandığı ve diğer kültürlerle sınırlandırılmış olan etnik ortamı veya mekânı ifade etmektedir. Gettolar, küçük İtalyan bölgeleri ve Çin mahalleleri bu gruba örnek olarak verilebilir. 

Anklav turizm ise turistlerin tüm ihtiyaçlarının coğrafi olarak izole edilmiş tatil köylerinde karşılandığı bir uygulama şekli olarak bilinmektedir. Bu anlayışın en bilinen örneği, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Fransız Club Méditerranée’nin 1960–70’lerde geliştirdiği “club tatil” kavramı bünyesinde yer alan “her şey dahil” (all inclusive) tatil sistemidir. Bir paketleme sistemi olan bu uygulamada uçak bileti, transfer, konaklama, yiyecek-içecek, spor ve animasyon gibi ek hizmetler de paket kapsamında yer almaktadır. Pakette yer alan hizmetlerin tamamı sabit fiyatla önceden ödemesi yapılarak hazırlanır. Paket tur olarak da bilinen bu sistem 1990’lardan itibaren kitle turizmi kapsamında sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Turistlere tatil esnasında ilave harcama kaygısı yaşatmayan bu turizm çeşidi özellikle, Karayipler’de yaygınlaşmış ve birçok tesisin faaliyet alanını belirlemiştir. Ancak bu uygulama satışların turistin ülkesinde gerçekleşmesi, turistlerin resort dışına çıkmaması ve ithalatın artması gibi nedenlerle genel ekonomiye daha az katkı sağlamaktadır. Ayrıca, yerel halkın turizmden kazanç sağlayamaması, düşük gelir seviyesinde olan turistlerin tercih etmesi nedeniyle yerel ekonomiler üzerindeki refah artırıcı etkisi de zayıf olmaktadır. Sosyal açıdan bakıldığında ise anklav turizmin, turizmden beklenen toplumlararası etkileşimi artırma, farklı kültürlerin birbirini tanıması gibi sosyolojik etkilerden uzak kaldığı söylenebilir.

Bunun yanı sıra anklav turizm, turistlerin gereksinim duyduğu tüm hizmetleri; sektör profesyonellerinin ise bu hizmetleri bütünleşik bir şekilde sınırlandırılmış, yalıtılmış ve güvenli bir alanda sunduğu için tercih edilmektedir. Tatil köyleri, resortlar ve kurvaziyer gemileri gibi örneklerde turistler dış çevreyle minimum etkileşim kurarak konforlu ve güvenli bir tatil deneyimi yaşarlar. Bu bütünleşik yapı özellikle güvenlik sorununun yaşandığı bölgelerde güvenlik anlayışıyla örtüşür ve tercih edilir. Çünkü turistlerin karşılaşabileceği belirsizlikler ve riskler azaltılır, hareket alanları rehberler veya tesis düzenlemeleriyle sınırlandırılır. Turistler tahmin edilebilir, planlı programlar sayesinde daha güvenli ve stressiz bir tatil geçirirler. “Dinlence Kampları” olarak tarif edilen bu tatil köyleri, konaklamadan ayrı olarak çeşitli yüzme havuzlarını, barları ve restoranları; özel plajlar, peyzaj bahçelerini ve çeşitli spor tesislerini de içine alan bütünsel bir tatil deneyimi sunmaktadır. Bu konforlu deneyim aynı zamanda, güvenliğin mekânsal kontrol yoluyla sağlanmasını da kolaylaştırmaktadır. Ayrıca hijyen, hizmet kalitesi ve zaman yönetimi gibi unsurlar daha kolay denetlenebilir hale gelir. Anklav alanlar, turizmin ekonomik yönünün ön planda olduğu, turistlerin konfor ve güvenlik beklentilerinin karşılandığı mekânlar olarak öne çıkar. Bu tür alanlar, turizmin ekonomik faaliyet olarak ön plana çıktığı, birçok tesisin turistler düşünülerek tasarlandığı yerlerdir. Bu tarz yerlerdeki pratikler, genelde tahmin edilebilir türdendir ve turistlerin konfor alanı gibi düşünülebilir. Rehberli turlar da bu kuşatılmış alanlardan kabul edilmektedir. Çünkü burada da turistleri sınırlayan birtakım unsurlar vardır. Rehber, turistleri belirli bir yöne bakmaya yönlendirir. Örneğin, turistlere ideal bir bakış noktasından fotoğraf çekmeyi önerir. Dolayısıyla, turistlerin performansları bir bakıma turist rehberleri tarafından sınırlandırılmış olur. Son yıllarda hızla anklav turizmde ivme kazanan Baarle-Hertog-Belçika, Cooch Behar-Hindistan, Zanzibar-Tanzanya, Hurghada-Mısır ve Mayorka gibi ülkeler bu gelişmeye örnek olarak verilebilir. 

Turizm, dünyanın birçok ülkesinde ekonomik kalkınmanın önemli bir kaldıracı olarak kabul edilmektedir. Ama küresel Güney’deki (Afrika, Latin Amerika, Asya ve Orta Doğu’nun gelişmekte olan bölgeleri) ev sahibi topluluklarda, büyük oteller ve kruvaziyer limanlarda güvenlik nedeniyle ortaya çıkan anklav turizm, ülkelerin ekonomilerine sınırlı katkısı nedeniyle yaygın biçimde eleştirilmektedir.

Anklav turizm, çevresel ekonomilerde gelişen ve çoğunlukla yabancı yatırımcıların kontrolünde şekillenen bir turizm biçimidir. Turistler, uluslararası ulaşım terminallerinden doğrudan lüks otellere ve tatil anklavlarına (kapalı devre tatil alanlarına) taşınır. Ulaşım, organizasyon ve konaklama süreçleri büyük ölçüde kamuya ait kuruluşlar tarafından yönetilir. Yerel halkın ihtiyaçları ve ekonomik gücü çoğunlukla göz ardı edilir, sunulan hizmetler onların erişim sınırlarının ötesindedir ve elde edilen döviz bölgesel kalkınmaya sınırlı katkı sağlar. Bu nedenle anklav turizm, “iç sömürgecilik” olarak da tanımlanır. Bu süreçte, doğal kaynaklar turiste fayda sağlarken, turistik faaliyetler yerel halka çok az fayda sağlar. Turizm gelişmiş ülkelerin taleplerine bağımlı hale gelerek, gelişmekte olan ülkelerdeki sosyo-ekonomik eşitsizlikleri azaltmak yerine artırır. Zengin kitlenin kontrolündeki bu turizm tipi, yabancı yatırımcılarla yerel halk arasındaki karşılıklı etkiyi zayıflatır ve topluluklarda hoşnutsuzluk ile yabancılaşma yaratır. Aynı zamanda turistlerin yarım pansiyon gibi paketler satın alarak gidilen bölgede harcama yapabileceği turizm çeşitlerini de sınırlandırmaktadır.

Bu uygulama, turistik tesislerin özünde kapalı bir ekonomik ve kültürel sistem kurmasıyla tanımlanan bir modeldir. Bu turizm yaklaşımında turistlerin tüm ihtiyaçları konaklama, yeme-içme, eğlence tesis içinde karşılanır ve böylece yerel halkla ekonomik ya da kültürel etkileşim en aza indirilir. Resort yönetimleri, kâr payını artırmak amacıyla turistlerin yerel işletmelerle alışveriş yapmasını bilinçli olarak sınırlar. Bu durum, turizm gelirlerinin yerel ekonomiye yayılmasını engeller ve gelirler tesis içinde yoğunlaşır. Yerel halk genellikle düşük ücretli ve mevsimlik işlerde istihdam edilirken, yönetim ve yüksek gelirli pozisyonlar ulusal elitler veya dışarıdan gelenler tarafından doldurulur. Böylece, turizmden elde edilen kazanç, turist gönderen ülke yanında, ulusal ve yerel elitlerde toplanır. Kültürel açıdan da turistlerle yerel halk arasındaki alışveriş sınırlanır; resortlar, “yerel yoksulluğun ortasında yabancı zenginliğin sembolü” haline gelir. Bu yapısal kusur nedeniyle anklav turizm, kısa vadede ziyaretçi sayısını ve döviz gelirini artırsa da uzun vadede yerel kalkınmayı baltalayan ve bağımlılık yaratan bir gelişme biçimi olarak değerlendirilir. 

Anklav turizm, yabancı kültürler, güvenli olmayan ulaşım, hijyen standardı şüphesi ve güvenlik riski olduğu düşünülen ülkelerde özellikle tercih edilmektedir. Başka bir deyişle, genel olarak gelişen destinasyonlarda sunulan koşullar ile turistlerin ülke tercihinde oluşan izlenimler, bu temel güdülerin artmasının ve anklav alanların tercih edilmesinin sebebi olmuştur.

Referanslar

Anderson, W. (2011). Enclave tourism and its socio-economic impact in emerging destinations. Anatolia, 22(3), 361–377. https://doi.org/10.1080/13032917.2011.633041; Demir, T. (2017). Anklav/eksklav ülke toprakları güvenlik ilişkisi. İçinde T. Sakman (Ed.). Devlet doğasının değişimi: güvenliğin sınırları (1. Basım, ss. 101–138). Tasam Yayınları.; Emir, O. ve Özdemir, C. (2020). Turizmde performans ve beden. İçinde O. Emir (Ed.). Turizm sosyolojisi (1. Basım, ss. 202–222). Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Yayınları.; Freitag, T. G. (1994). Enclave tourism development for whom the benefits roll? Annals of Tourism Research, 21(3), 538–554. https://doi.org/10.1016/0160-7383(94)90119-8; Mbaiwa, J. E. (2005). Enclave tourism and its socio-economic impacts in the Okavango Delta, Botswana. Tourism Management, 26(2), 157–172. https://doi.org/10.1016/j.tourman.2003.11.005; McFarlane-Morris, S. (2021). ‘Come this close, but no closer!’ Enclave tourism development and social change in Falmouth, Jamaica. Journal of Tourism and Cultural Change, 19(1), 132–146. https://doi.org/10.1080/14766825.2019.1676253; Ulu, E. A. (2010). Türkiye’de turizm sektörünün ekonomik etkileri ve Avrupa Birliği sürecinde turizm politikalarına alternatif yaklaşımlar (Yüksek lisans tezi). İstanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Konuyla ilgili diğer maddeler için bkz.: