Agora

KAVRAM Arkeoloji Tarih

Ageirein “toplanmak / bir araya gelmek” anlamına gelir. Agorazein ise başlangıçta “agorada dolaşmak, agorada vakit geçirmek” anlamındayken, zamanla “pazara gitmek, satın almak” anlamını da içerecek biçimde kullanılmıştır.

Agora, antik Yunan kentlerinde gündelik gereksinimlerden doğan ve kentin kamusal yaşamını düzenleyen temel mekânlardan biriydi. Bu mekânın varlığı için gerekli olan başlıca unsurlar; limana yakın konumlanan düz ve açık bir alan ile bu alanın kenarında yer alan, agoranın ayırt edici mimari öğelerinden sayılan stoalardı. Agora, kentin merkezi olarak yurttaşların sürekli bir araya geldiği; toplumsal yaşamın, ticaret ilişkilerinin, siyasal tartışmaların ve gündelik etkileşimlerin iç içe geçtiği bir kamusal sahne işlevi görürdü. Antik Yunan bağlamında yurttaş (polites) statüsü, agorada bulunabilme ve söz alma hakkıyla doğrudan ilişkilendirilirdi.

Agora, yurttaşların boş zamanlarında stoalarda, ağaç gölgelerinde, berber ve şarapçı dükkânlarında, kış aylarında ise demirci dükkânlarındaki ateşin çevresinde bir araya gelerek sohbet ettikleri, dedikodu yaptıkları ve kente dair haberleri dolaşıma soktukları bir etkileşim alanıydı. Limana gelen ve giden yabancıların izlenmesi, müşteri arayışındaki hayat kadınlarının gözlemlenmesi gibi pratikler de agoranın gündelik gerçekliğinin parçasıydı. Bu yönüyle agora, idealize edilmiş bir “düzen” alanından çok, kentin canlılığını ve çeşitliliğini taşıyan gerçekçi bir kamusal mekân olarak değerlendirilebilir.

Erken dönemlerde kentin egemen ve temsilî noktası akropol iken, zamanla agora kentsel yapıyı belirleyen unsurların yoğunlaştığı bir merkeze dönüşmüş, akropol ise önem bakımından ikincil konuma gerilemiştir. Antik yazarlar, özellikle sabah saatlerinde satıcıların bağırışları ve pazarlıkların yarattığı yoğun ses nedeniyle agoranın gürültülü ve yorucu bir yer olabildiğini aktarırlar. Bununla birlikte bu gürültü, agoranın işlevsel olarak “yaşayan” bir kamusal alan olduğunun göstergesi sayılabilir. Daha sessiz ve kontrollü mekânlar ise akademia ve gymnasion gibi seçkin grupların buluşma alanlarıyla ilişkilendirilirdi.

Agora, çok amaçlı bir açık alan olarak halkın konuşmalar dinlemek üzere toplandığı bir platformdu. Konuşmacı için bir kürsü ve dinleyiciler için uygun bir düzenin sağlanması, bu kullanımın temel koşullarındandı. Bazı agoralarda akşamları konuşma ve seyir etkinlikleri yürütülürken, gündüzleri tezgâhların kurulması gibi basit düzenlemelerle pazar işlevi öne çıkardı.

Agorada üretim ve satış, işlevlere göre ayrışan bölümler hâlinde örgütlenebilirdi: sebze-meyve, et-balık, köle satışı, yağ ve şarap satıcıları, kitapçılar, bankerler gibi grupların belirli alanlarda yoğunlaştığı anlaşılmaktadır. Özellikle balıkçıların yüksek fiyat ve bayat ürün satma gibi gerekçelerle sıkça uyarıldıkları; Priene’de bu uyarıların yazılı olduğu taş levhalara rastlandığı belirtilmektedir.

Agora aynı zamanda dinsel işlevlere de sahipti. Şenlikler sırasında törenlerin yapıldığı kutsal alanlar agorada yer alabilir; hatta bazı kentlerde agoradaki kutsal alanların sayısı ve çeşitliliğinin akropolden daha fazla olabildiği ifade edilmektedir. Ticaretin gelişmesiyle şarap, yağ, balık, buğday, mısır ve çanak çömlek gibi ürünlerin dolaşımı artmış; tüccarların, spekülatörlerin ve bankerlerin çoğalmasıyla agoranın ekonomik canlılığı daha da güçlenmiştir.

Bankerler yalnızca para bozmakla kalmayıp borç da verebilirlerdi. Masa başında yürütülen bu faaliyetler nedeniyle Yunanca trapezitai (masa başındakiler) ifadesi kullanılmıştır. Yazılı hukukun yaygınlaşmasından önce sözlü kamusal hukukun agorada uygulandığı; mahkeme davalarının da başlangıçta halkın önünde, agorada görülebildiği aktarılmaktadır. Birçok agorada pazarın tanrısı ve tüccarların koruyucusu kabul edilen Hermes’in heykelinin bulunması; ayrıca kimi agoralarda kentin kurucusu ya da bir kahramanın mezarına rastlanabilmesi, bu mekânın simgesel yükünü göstermektedir.

Dinsel ve siyasal yaşam, sanatsal üretimle de yakından ilişkiliydi. Kentin önemli yapıları ve heykelleri çoğunlukla agorada yer alır; stoalar resimlerle (fresklerle) süslenebilirdi. Kente aidiyet duygusunu pekiştiren ortak geçmiş ve kahramanlık anlatıları, agorada simgesel olarak temsil edilirdi. Kentin “ocağı” olarak düşünülen Hestia (Roma’da Vesta) kültünün de bu kamusal merkezle ilişkilendirildiği ifade edilmektedir.

Agoranın sınırları başlangıçta yazılı taşlarla belirtilirken, zamanla dükkânların önüne sütunlu ve üstü kapalı galeriler eklenmiş; böylece tüccarlar kışın yağmurdan, yazın güneşten korunabilmiştir. İonia’daki kare veya dikdörtgen planlı agoraların üç tarafında stoaların, dördüncü tarafında ise arkasında kamusal yapıların bulunduğu bir ana caddenin yer aldığı; bu tipolojinin daha sonra yaygınlaştığı ve “ideal” örneklerin Priene ile Miletos’ta görüldüğü belirtilmektedir.

Bununla birlikte, dönemin bazı seçkin çevrelerinde agora; kaba, aylakların ve dedikodunun yoğunlaştığı bir alan olarak betimlenmiştir. Aristoteles’in alışveriş için ayrı bir agora önerisi ve Aristophanes’in eserlerindeki aşağılayıcı ifadeler bu yaklaşımı yansıtır. Buna karşılık Sokrates’in agorayı bilinçli biçimde tercih ettiği; kapalı akademik çevreyi reddederek bilgiyi kamusal alanda tartışmaya açtığı vurgulanmaktadır. Bu bağlamda felsefenin kurumsallaşmadan önce agorada icra edilen kamusal bir etkinlik olduğu; daha sonra Akademia ve Lykeion gibi kurumların ortaya çıkışının bu deneyimle ilişkilendirilebileceği ileri sürülmektedir.

Agoranın düzeni ve denetimi için agoranomos adlı görevliler bulunurdu. Bu görevliler ölçü ve tartı birimlerini denetler, agoranın ve sokakların temizliği ile düzeninden sorumlu olurlardı. Denetimin yalnızca ticari değil, etik bir boyut da taşıdığı; yanlış ölçü kullanan satıcılara para cezası ve kamusal teşhir gibi yaptırımlar uygulanabildiği ifade edilmektedir.

Sonuç olarak agora, antik Yunan kentlerine özgü bir kamusal mekân türüydü ve bugün aynı toplumsal-siyasal düzen içinde varlığını sürdüren bir kurum değildir. Ancak siyaset, ticaret, gündelik etkileşim, din ve kültürel üretimin bir arada yürütüldüğü bu kentsel merkez, antik kentin “nabzının attığı” yer olarak değerlendirilmiş; agoranın işlev zayıflaması ise kentsel bütünlüğün çözülme belirtilerinden biri olarak yorumlanmıştır.

 
Notlar:
Agorafobi (Agoraphobia): Kalabalığa çıkma korkusu.
Agora’nın günümüzde birebir karşılığı olmadığı; ancak bazı yönleriyle “çarşı” gibi kamusal ticaret alanlarıyla benzerlik kurulabileceği ifade edilebilir. “Çarşı”nın Farsça çahar (dört) + sû (yön) bileşiminden türediği; “dört taraf” anlamının agoranın dört taraflı mekân kurgusuyla ilişkilendirilebileceği belirtilir. İngilizce mall kelimesinin Londra’daki Pall Mall adından geldiği ve bunun bir sigara markası olarak da kullanıldığı ifade edilmektedir.
Pazar / bazaar: Farsça “alışverişlerin yapıldığı yer, çarşı”; buradan “pazar” ve “pazartesi” adlarının türediği belirtilmektedir.
Market: Latince mercari (satmak) ve mercatus (ticaret) ile ilişkilendirilir; İng. merchant.
Dükkân: Arapça; tezgâh, seki.
Bakkal: Arapça; bakla/bakliyat gibi sebzelerin satıldığı yer.
Sebze: Farsça “yeşil”.
Agora Meyhanesi şarkısı: İzmirli şair Onur Şenli’nin şiiriyle ilişkilendirilir; şair böyle bir meyhanenin olmadığını, uydurma olduğunu belirtse de İzmir’in antik Agorası ve çevresindeki meyhane kültüründen esinlenildiği ifade edilmektedir.
Zabıta: Arapça “yakalamak, tutmak” fiiliyle ilişkili; Osmanlı’da zaptiye/polis teşkilatı; “zapt etmek”.
 
Birkaç Söz:
“Alışveriş yapmak terapiden daha ucuzdur.”
Shopping is cheaper than therapy.
“Sözler agorada, eylemler savaşta sınanır.” (Demosthenes, Olynthiaka)
Words belong to the agora; deeds are tested in war.
“Agorada her şey satılıktır.” (Aristophanes)
Everything is for sale in the agora.
“Ordu Efes’te, agorada toplandı.” (Xenophon, Anabasis)
The army assembled in the agora at Ephesus.

Etiketler:
Referanslar

Bean, G. E. (1979). Aegean Turkey: An archaeological guide. London.; Blanck, H. (1996). Eski Yunan ve Roma’da yaşam. Arion Yayınevi.; Freeman, C. (1996). Antik Akdeniz uygarlıkları. Dost Yayınları.; Thompson, H. A. (1972). The Agora of Athens: The history, shape and uses of an ancient city. Princeton, New Jersey.

Konuyla ilgili diğer maddeler için bkz.: