Sikke

Sikke

Ziraat devri öncesinde avcılık ve toplayıcılığa dayalı bir yaşam süren toplumlarda para kavramı ve onun somut bir karşılığı bulunmamaktaydı. Bunun temel nedeni, Paleolitik dönem insanlarının temel ihtiyaçlarını büyük ölçüde kendilerinin karşılamasıdır. Bir malın ekonomik değerinin algılanması, insanların yerleşik hayata geçmesiyle birlikte Neolitik dönemde mümkün hâle gelmiştir. Bu dönemde değer, alışveriş ve ticari ilişkiler kapsamında bir malın başka bir malla değiş tokuş edilmesi yoluyla belirlenmiş; bu sistem literatürde trampa (barter) olarak tanımlanmıştır.

Birçok toplumda prehistorik dönemden (tarih öncesi dönem) günümüze kadar canlı ve cansız çeşitli nesneler para işlevi görmüştür; Homeros dönemi Yunanistan’ında elbiseler ve köleler, Eski Mısır’da altın yüzükler, Kuzey Amerika’da istiridye kabuklarından yapılmış boncuk kolyeler ve battaniyeler, Habeşistan’da ise tuzun değişim aracı olarak kullanılması bu duruma örnektir. Zaman içerisinde bu nesneler, kullanımında çeşitli kısıtlamalar barındırması nedeniyle, daha kolay taşınabilen, değer kaybetmeyen ve değişim aracı olarak daha elverişli olan maden külçelerine dönüşmüştür. Külçelerin ağırlık ve saflık derecelerinin her işlemde yeniden kontrol edilmesi gerekliliği de ticarette ve günlük alışverişlerde sorunlar yaratmış; bu durum, standart ağırlık ve saflık derecesine sahip “sikke” olarak ifade edilen bir değişim aracının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Belirli bir ağırlık ve ayara sahip altın (Au), gümüş (Ag) ve bakır (Cu) gibi madenlerden üretilen sikkenin etimolojisi, Arapça s-k-k (سكك) kökünden türeyen sikka (سِكَّة) kelimesine dayanmaktadır. “Dövme demirden yapılan herhangi bir şey” ve “madeni para” anlamlarını taşıyan bu terim, Türkçeye sikke biçiminde, İslam dünyasıyla kurulan kültürel ve ekonomik ilişkiler aracılığıyla geçmiştir.

Değişim aracının gelişimine ait somut örnekler Anadolu coğrafyasında net bir şekilde görülmektedir. MÖ VIII. yüzyıla tarihlenen, üzerinde Aramice yazıt bulunan ve Kral Barrekub’un adını taşıyan küçük, disk biçimli maden objeler, Yeni Asur Devleti sınırları içerisinde yer alan Gaziantep’in İslahiye ilçesindeki Zincirli Höyüğü’nde gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda ele geçirilmiştir. Bu objeler sikke düşüncesinin ilk uygulamaları olarak kabul edilse de devlet güvencesiyle basılan resmî sikkelerin ilk örnekleri MÖ VII. yüzyılda Lidya’da ortaya çıkmıştır.

Lidya, merkezi Batı Anadolu’daki Gediz ve Menderes havzalarında olmak üzere; kuzeyde Murat (Diynmos) ve Demirci (Temos) dağları, güneyde Kayra, batıda İyonya ve Aiolia, doğuda ise Frigya medeniyetleri ile çevrili bir krallıktır. Doğu ve Batı medeniyetleri arasında bir kavşak noktası üzerinde bulunan krallık, başkenti Sardes’in içinden geçen Paktolos (Sart) Çayı’nın alüvyal yataklarında bulunan altın sayesinde önemli bir zenginlik kaynağına sahip olmuştur. 1968 yılında çayın yakınında gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda bulunan bir altın rafinerisi, bu durumu doğrulamaktadır. Tarihçiler, bu rafineride altın üretiminin MÖ 580’lerde, Kral Kroisos döneminde başladığını kabul etmektedir.

Rafineride uygulanan metalürjik yöntemler, Lidyalıların madencilik ve sikke üretimindeki teknik bilgi düzeyini ortaya koyması bakımından önem arz etmektedir.

Sardes Altın Rafinerisi’nde, altını bakır ve diğer yabancı metallerden arındıran ancak gümüşten ayıramayan çanaklama (kupelasyon) yöntemi kullanılmış, bu nedenle elde edilen metal altın–gümüş alaşımı olan elektron olmuştur. Lidyalılar daha sonra altın ve gümüşü birbirinden ayırmak amacıyla sementasyon (tavlama) tekniğini geliştirmiş; tuğla tozu ve tuz karışımıyla yüksek ısıda gerçekleştirilen bu işlem sayesinde gümüş klorür hâlinde ayrışmış, saf altın elde edilmiştir. Rafineride üretilen saf altının bir bölümü Kroisos döneminde altın sikke basımında kullanılmıştır. Altın ve gümüş sikkelerin ayarları kolayca belirlenebilirken, elektron sikkelerin alaşım oranlarının kesin olarak tespit edilememesi dönemin sınırlılıklarını göstermektedir.

İlk sikkeler, aristokratlar tarafından altın ve gümüş karışımı elektron kullanılarak darp edilmiştir. Biçim özellikleri incelendiğinde bu sikkelerin genellikle elips formunda olduğu görülür. Ön yüzleri başlangıçta düz, ilerleyen dönemlerde ise çizgili ve kabartmalı olarak tasarlanmıştır. Arka yüzlerinde ise sayıları bir ile üç arasında değişen, üçgen ya da dikdörtgen biçimli çukurlar yer almaktadır. Bazı tarihsel yorumlara göre bu ilk sikkelerin askerlere bir karşılık olarak verildiği ve kamu alanlarında kullanıldığı belirtilmektedir. Yaygınlaşmasında, devlet otoritesinin ağırlığı ve ayar üzerindeki denetimi belirleyici bir rol oynamıştır. Üzerinde, kendisini darp ederek tedavüle çıkaran ve gerektiğinde geri çekilmesini güvence altına alan yetkili kuruluşun ya da darp edildiği devletin arması yer almakta olup bu durum, kamusal bir otorite tarafından garanti altına alındığını ifade etmektedir.

Bu kamusal güvencenin sağlanabilmesi, sikke üretiminde belirli teknik yöntemlerin kullanılmasını zorunlu kılmıştır. Sikke basımı, boş sikke pulunun iki kalıp arasına yerleştirilip üst kalıba darbe uygulanmasıyla gerçekleştirilmiştir. Lidya Krallığı döneminde sikke üretiminde, metalin doğrudan dökülerek sikke hâline getirilmesi yerine, döküm yöntemiyle hazırlanmış sikke pullarının çekiçle darp edilmesi yöntemi uygulanmıştır. Döküm tekniğinde eritilen maden kalıplara dökülerek sikke pulları elde edilirken; çekiçle darpta, arındırılmış metalden elde edilen bu pullar kalıplar arasında elle vurularak basılmıştır. İlerleyen dönemlerde ise sikke üretiminde mekanik darp adı verilen bir yöntem geliştirilmiştir. XV. yüzyıldan itibaren yaygınlaşan bu teknik, pres makineleri sayesinde tek darbe ile sikkelerin ön, arka yüz ve kenar bezemelerinin basılmasını mümkün kılarak sikke üretiminde önemli bir yenilik sağlamıştır.

XIX. yüzyılın sonlarından itibaren modern para sistemleri içerisinde yerini itibari paralara bırakan sikkelerin bugünkü önemi, tarihin aydınlatılmasında önemli bir araç olmalarından kaynaklanmaktadır. Nitekim sikkeler üzerinde yer alan kabartma ve betimlemeler, basit bir süsleme unsurundan öte, darp edildikleri dönemin inanç dünyasını ve kent kimliğini yansıtmaktadır. Antik dönemde birçok kent, kendisiyle özdeşleştirilen tanrı ve tanrıçaları sikkeler üzerinde betimleyerek hem kamusal otoritesini hem de dinsel ve kültürel aidiyetini görünür kılmıştır. Bu uygulamanın özellikle yaygın ve belirgin hâle geldiği başlıca merkezler, Batı Anadolu’daki İonia kentleri olmuştur. Efes antik kentinde gerçekleştirilen kazılarda bulunan ve başında stephane (taç), kulağında sarkıt küpe, omzunun üzerinden ise sadak ve yay taşıyan sağa dönük Tanrıça Artemis betimlemesi, bu duruma tipik bir örnek teşkil etmektedir. Ayrıca sikkeler siyasal otoriteyi ve taht değişimlerini belgeleyen araçlar olarak da işlev görmüştür; hükümdar veya kraliçenin değişmesiyle birlikte sikke üzerindeki figürler ve semboller de buna uygun olarak yenilenmiştir.

Üzerinde tarihî bilgi taşıyan sikkeler bugün yalnızca Türkiye’deki arkeoloji ve kültür müzelerinde değil, özel koleksiyon ve sergilerde de korunmakta ve incelenmektedir. Bu bağlamda Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi gibi yerler kapsamlı numismatik koleksiyonlarıyla öne çıkarken, ülkenin birçok müzesinde de farklı medeniyetlere ait sikkeler görülebilmektedir.

Referanslar

Develi, Ö. (2014). Antik Çağ’da sikke ve sikke birimleri (Yayımlanmamış lisans tezi). Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, İzmir; https://share.google/sJ9UVLPLvpG6AnyIT, (Erişim tarihi: 17/01/2026); Şimşek, A. (2019). Hellenistik dönem sikkeleri: Sikke tipleri, Çömlek: Mersin Üniversitesi Arkeoloji Topluluğu (MART) E-Dergisi, 8(18); Yükçü, P. D. S. ve Atağan, D. D. G. (2014). Anadolu’da İlk Paranın Ayar ve Alaşımı, Accounting and Financial History Research Journal, 7: 28-48; Yükçü, S. ve Atağan, G. (2011). Ortadoğu’da zaman tünelinde ticaret, Muhasebe ve Finans Tarihi Araştırmaları Dergisi, 1(1).

Ayrıntılı bilgi için bakınız

Develi, Ö. (2014). Antik Çağ’da sikke ve sikke birimleri (Yayımlanmamış lisans tezi). İzmir: Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi.

Konuyla ilgili diğer maddeler için bkz.: