Karadeniz Lokantası
YİYECEK VE İÇECEK İŞLETMECİLİĞİ Lokanta TÜRKİYE'NİN İLLERİ Ankara
(Kızılay, Çankaya, Ankara, 1934 – 1994)
Maddeye katkıda bulunan yazarlar:
-
2020
Kasım Gültan, 1900’lerin başında Rize Çamlıhemşin ilçesine bağlı Ortan Köyü’nden Rusya’ya pek çok Hemşinli gibi çalışmak için gitti ve birikimiyle Türkiye’ye döndü. O dönemde Maliye Bakanlığı’nda çalışan Osman Gültan Ankara’da özellikle kamu çalışanlarının yeme içme ihtiyaçlarını gidermek için bir lokanta açılmasını aile üyelerine tavsiye etti. Böylece Kasım Gültan kardeşi Ahmet Gültan ve Haydar Tekin ile birlikte üç ortak Ulus’ta ilk lokantayı açtılar. İlk lokanta, Maliye Bakanlığı’nın hemen arkasında yer alan İsmet Paşa’da açıldı. Müşterileri çoğunlukla memur, orta gelirli esnaf ve öğrencilerden oluşuyordu. Dünya mutfaklarından farklı kültürlerin de bir arada sunulmasıyla lokanta kısa zamanda gözde lokantalarından biri haline geldi. Memurlar, bakanlar, yöneticiler, siyasi lider ve bürokratların öğle yemeği için en çok tercih ettikleri lokantalar arasında yer aldı. 1959 yılına dek hizmet vermeye devam etti. Ankara’da Ulus meydanından Bentderesi kavşağına kadar olan kısımda yapılan istimlak çalışmaları lokantanın kapanmasına neden oldu. Kasım Gültan, 27 yıl emek verdiği lokantayı oğlu İrfan’a bıraktı ve memleketine döndü. Aile emanetine sahip çıkması gerektiğini düşünen İrfan Gültan, Abdullah Yücel ile birlikte İzmir ile Necatibey caddelerinin kesiştiği yerde bir arsa satın aldı. Buraya müstakil olarak bahçeli bir yapı inşa etti ve lokantayı burada tekrar açmaya karar verdiler. 1969 yılına kadar faaliyet gösteren lokantaya ek olarak, o yıllarda Gençlik Parkı’nın düzenlenmesi ve yerel idare tarafından açılan ihaleler ile parkın içerisinde ikinci bir Karadeniz Lokantası açıldı. Enfrarüj ışıkta piliç çevirme sistemi o dönem, Ankara’da ilk kez Karadeniz Lokantası’nın bu şubesinde servis edildi.
1970 yılında Necatibey şubesi kapatıldı. İrfan Gültan, şimdilerde Dost Kitabevi’nin yer aldığı binanın arsasını satın aldı. Bu arsa üzerine alt katı lokanta olacak şekilde sıfırdan bir bina inşa etti. Lokantanın içi ve dış mimarisi Devrim Erbil tarafından vitray camlar, cam kapı ve modern seramiklerle tasarlandı. Yeni ve modern lokantada hizmet devam etti. Lokanta’nın menüsü hem yerel yemeklerin hem de dünya mutfağı yemeklerinin birlikte sunulduğu bir hizmet anlayışıyla sürdürdü. Müşterilerinin çoğu kısa öğle aralarında yeme içme ihtiyaçlarını karşılamak üzere geldikleri için her gün çıkan standart yemekler verildi. Karadeniz Lokantası’nın özellikle sonraki yıllarda Ankara’da açılan benzer işletme sahipleri ve çalışanlarının yetiştiği ve eğitildiği bir yer olarak değer gördü. İlk başlarda çalışan sayısı az olsa da sonraki yıllarda bu sayı 60 kişiye kadar çıktı. Tavukçu Lokantası sahibi İsmail Poyraz, ilk lokanta çalışanlarından biri olarak sonraki yıllarda kendi işletmesini açtı. İrfan Gültan, 1989 yılında lokantayı çalışanlarına bıraktı. 1994 yılında yiyecek-içecek hizmetlerinin nitelik değişimi ve mali sıkıntılardan dolayı lokanta kapandı.
Referanslar
Dursun, M. T. (2019). Karadeniz Lokantası. İçinde; N. Kozak, (Editör), Dünden Bugüne Ankara: Otel, Lokanta, Pastane, Turizm (221-234 ss.). Ankara: Detay Yayıncılık; İşcen, Y. (2013). Anafartalar Caddesinin Gelişimi ve Kentlik Bilinci Bağlamında ‘Cadde Anafartalar Kuyumcuları Platformu’ Örneği. Ankara: Kent Yazıları; Gültan, M. ile 01. 02. 2020 tarihli görüşme. (Görüşen: M. T. Dursun).
-
2025
Karadeniz Lokantası, yazarın da üçüncü kuşak temsilcisi olarak içinde yer aldığı, dördüncü kuşak gençlerini de görmüş, bir dönem “içerisinde hükümetler kurulur, hükümetler yıkılır” denecek ölçüde yoğun bürokratik ve siyasi müşteri profiline sahip olmuş, günümüzde ise faaliyetleri durduğu için tarihin tozlu raflarında yerini almış bir müessesedir.
Yazarın çocukluk döneminde babası İrfan Gültan, aynı anda iki lokantayı birden işletmiştir. Yazar, babasının genç yaşta vefatında bu ağır mesleki yükün önemli payı olduğunu ifade etmektedir. Aile henüz Çamlıhemşin’de köy hayatını tamamen terk etmemiş, büyükbaş hayvanların varlığını sürdürdüğü, köyde iki yaşlı dışında kimsenin bulunmadığı bir dönem yaşamıştır. Bu nedenle yazarın annesi sık sık köye yardıma gitmiş, çocuklar da anneleriyle birlikte köye giderek okul zamanı başlayıncaya kadar hayvanlar için ot taşımaya yardım etmişlerdir. Fiili yükün çoğunu anne üstlenmiş, küçük yaştaki çocuklar ise sembolik düzeyde katkı sağlayabilmiştir. Yazarın ağabeyi, yaşça büyük olduğundan yaz aylarında Gençlik Parkı’ndaki lokantada kâtiplik yaparak babasına destek olmuştur. Ailenin hayvancılık faaliyetleri sona erdikten sonra yaz ayları bu kez yazar için de Gençlik Parkı’ndaki yoğun çalışma döneminin başlangıcı olmuş, okul açılıncaya kadar her sabah saat yedide babasıyla birlikte lokantaya gidip gece yarısı lokantanın kapanmasının ardından eve dönmüştür.
Gençlik Parkı’nda başlayan bu lokantacılık deneyimi, yazarın üniversite yıllarında Kızılay Karanfil Sokak’taki Karadeniz Lokantası’nda devam etmiştir. Yazar, 1978–1982 yılları arasında Almanya’da geçirdiği bir dönemden sonra 1984 yılında bu kez doğrudan ortak sıfatıyla lokantada çalışmaya başlamış ve Karadeniz Lokantası 1994 yılında kapanıncaya kadar süren bir profesyonel lokanta hayatı içerisinde yer almıştır.
Yazarın Bilkent Üniversitesi’nde öğrenim gören oğlu, bir gün “eski işletmeler” üzerine bir ödev verildiğini ve hangi işletmelerle görüşmeleri gerektiğini sorduğunda, yazar “Neden Karadeniz Lokantası’nı incelemiyorsunuz?” önerisinde bulunmuştur. Oğul, bu öneriyi dersin öğretim elemanına iletmiş, öğretim elemanı ise lokantanın artık faal olmadığını belirterek “Yeterince bilgin var mı?” sorusunu yöneltmiştir. Öğrencinin “İşletmecileri babamlardı” demesi üzerine, öğretim elemanı hangi ortağın oğlu olduğunu merak etmiş, ardından çalışmanın kabul edildiği anlaşılmıştır. Yazarın aktardığına göre, oğlu bu duruma büyük bir sevinçle karşılık vermiştir.
Bu noktadan sonra ödev çalışmaları başlamış; bir tarafta babaanne, diğer tarafta yazar ve yazarın ağabeyi, öğrenciye sürekli bilgi aktarmışlardır. Ancak bu süreçte, ailenin dahi lokantanın kuruluş dönemine ve Ulus’taki ilk konumlarına ilişkin yeterli bilgiye sahip olmadıkları fark edilmiştir. Bunun üzerine yazar, lokantayla bağlantılı olduğunu düşündüğü herkesle görüşerek bilgi ve anlatıları derlemeye çalışmış, bu sayede tarihsel verileri netleştirmeye çaba göstermiştir.
Karadeniz Lokantası, zamanla yalnızca aile anılarında değil, farklı akademik ve edebi metinlerde de yer bulmuştur. Yazarın oğlu Mete, Karadeniz Lokantası’nı üniversite ödevinde bir vaka olarak kullanmış; lokanta daha sonra başka makalelere konu olmuş, şehir fihristlerinde ve çeşitli kitaplarda da anılmıştır. Nitekim Çetin Altan’ın Büyük Gözaltı, Nermin Bezmen’in Kurt Seyit ve Şura romanı ve Dündar Kılıç’ın hayatına ilişkin anlatılarda Karadeniz Lokantası’na atıflar bulunmaktadır. En son olarak “Dünden Bugüne Ankara” adlı eserde lokanta hakkında 13 sayfalık bir bölüm yer aldığı belirtilmektedir.
Karadeniz Lokantasının Kuruluşu
Karadeniz Lokantası’nın kuruluş hikâyesi, Gültan ailesinin Kırım gurbetçiliği deneyimine dayanmaktadır. Kırım’daki maceranın ardından memlekete dönüldüğünde, büyük ağabey Osman Gültan, Cumhuriyet döneminde Maliye Bakanlığı’nda çalışmaya başlamıştır. En küçük kardeş Ahmet Gültan ise Atatürk’ün servis ve korumalığını üstlenmiştir.
Kasım Gültan ise en yakın arkadaşı ve köylüsü olan Haydar Ertan ile Trabzon’da birçok işte çalışırken aynı zamanda köyle ilgili işlerini de sürdürmüştür.
Ulus’taki Maliye Bakanlığı çevresinde uygun bir lokanta bulunmadığını fark eden Osman Gültan, kardeşlerine bu bölgede lokanta açmaları yönünde öneride bulunmuştur. Bu öneriyi değerlendiren Kasım ve Ahmet Gültan kardeşler, köylüleri ve akrabaları olan Haydar Ertan ile birlikte 1934 yılında Ulus’ta Zincirli Camii’nin karşısında Karadeniz Lokantası’nı açmışlardır.
Karadeniz Lokantası, dönemin “kordiplomatik tavrıyla” tanınan Karpiç Lokantası’ndan sonra özellikle bürokratik çevrelerin yoğun ilgisini çekmiştir. Sözlü tarih anlatımlarında, erken dönem fotoğraflarda en solda Kasım Gültan, en sağda ise Haydar Ertan’ın yer aldığı belirtilmektedir.
O dönemi yaşamış kişilerden Ayla Özkan, 1949–1952 yılları arasında Ankara’da öğrenci olduğunu, akrabalarının da işletmeciler arasında yer alması nedeniyle babasının yemeklerde kendisini Karadeniz Lokantası’na yönlendirdiğini aktarmaktadır. Özkan, lokantanın o yıllarda bile havası ve düzeniyle farklı bir yapı çizdiğini; girişte şemsiye, şapka, baston ve paltolar için bir portmantonun bulunduğunu; oturma düzeni ve menüsüyle tam anlamıyla bir “bürokrat lokantası” niteliği taşıdığını ifade etmektedir. Lokantanın çoğu zaman tamamen dolu olduğunu, yemeklerin çok beğenildiğini, menüde İstanbul’da dahi rastlamadığı kılıç balığının yer aldığını vurgulamaktadır. Genellikle öğleden sonra yemeklerin tükendiğini, akşam servisi için yeniden hazırlık yapıldığını, Namık Gültan’ın genellikle girişte vestiyerde durduğunu, sert mizaçlı Ahmet Gültan’ın müşteri ilişkileriyle ilgilendiğini, Haydar Ertan’ın kasada bulunduğunu ve Kasım Gültan’ın geri kalan tüm işlerden sorumlu olduğunu belirtmektedir. Ayrıca Osman Gültan’ın da sıklıkla takım elbisesiyle lokantada görüldüğünü sözlerine eklemektedir.
Tavukçu İsmail ve Karadeniz Lokantası
1950’lerin sonuna doğru Karadeniz Lokantası’na girerek 20 yıl boyunca burada çalışan ve daha sonra Tavukçu Lokantası, Körfez Lokantası, Körfez Pastanesi ve Serender Pastanesi gibi işletmeleri kuran İsmail Poyraz’ın anlatıları, lokantanın iç işleyişine ışık tutmaktadır.
Poyraz, işsiz olduğu bir dönemde gar çevresinde arkadaşıyla oynarken trenden inen birinin kendisinden bir mektubu Karadeniz Lokantası’na götürmesini rica ettiğini, böylelikle ilk kez lokantaya girdiğini aktarmaktadır. Mekânı çok beğendiğini, zarfı teslim ettikten sonra patronlardan işe alınmayı talep ettiğini, başlangıçta olumsuz yanıt verilse de ısrarı üzerine komi olarak işe kabul edildiğini ifade etmektedir. O sırada 15 yaşında olan Poyraz, Kamil Altay ile birlikte çalıştığını, çok çalıştığı için sevildiğini, 17 yaşında alışveriş için mübayaya gitmeye başladığını, 18 yaşında ise dönemin şefi Bahadır Gülay’ın yanında şef yardımcısı olarak görevlendirildiğini anlatmaktadır.
Poyraz’a göre, Karadeniz Lokantası’nın ilk yeri 1934–1957 yılları arasında faaliyette kalmış, bir gün tüm eşyanın kapının önüne konulmasıyla bu dönem sona ermiştir. O dönemin koşullarına göre mekân oldukça iyi durumdadır; lavabosu bulunmakta, ancak tuvaleti bulunmamaktadır. Lokantada 60 adet dört kişilik masa yer almakta ve bu masalar gün içerisinde birkaç kez devir yapmaktadır. Öğle servisinde yemekler biter bitmez hemen yeniden yemek hazırlıklarına başlanmaktadır. Günlük üretimde yaklaşık 50 porsiyon kefal haşlama, kılıç şiş, 100–150 porsiyon kuzu kızartma, kefal pilaki ve ayrıca günde 10 kasa uskumru ızgara en çok akılda kalan ürünlerdir.
Karadeniz Lokantası’nın Cihan Palas’ın altında yer alan ikinci şubesi 1957–1960 yılları arasında faaliyet göstermiştir. Bu dönemde Kasım Gültan artık işletmede yer almamış, sadece İrfan ve Namık Gültan çalışmıştır. Bu süreçte Gençlik Parkı da 1958 yılında açılmıştır. İki lokanta işletilmeye başlayınca, askere gidecek olan Namık Gültan’ın yokluğunu telafi etmek üzere, Sarıkamış’ta ayakkabıcılık yapan kayınbiraderi Abdullah Yücel işletmeye ortak olarak dahil edilmiştir. Ancak Namık Gültan, 1959 yılında asteğmen olarak askerlik hizmeti sırasında rahatsızlanmış ve zatürre nedeniyle vefat etmiştir.
İrfan Gültan, 1962 yılında Abdullah Yücel ile birlikte İzmir Caddesi’ndeki dördüncü lokantayı açmıştır. Poyraz, 1969 yılında Tavukçu Lokantası’na ortak olmak üzere Karadeniz Lokantası’ndan ayrıldığını belirtmektedir.
Lokanta Müdavimleri ve Sosyal Hafıza
Karadeniz Lokantası’nın önemli özelliklerinden biri, Ankara’da okuyan pek çok öğrencinin aileleri tarafından yemek için buraya yönlendirilmesidir. Aileler, çocuklarının aylık hesaplarını ay sonunda ödemekte, bu durum lokantanın genç nüfus için güvenilir bir yemek mekânı olarak görülmesine yol açmaktadır.
Yazarın aktardığına göre, lokantada çalışırken ileri yaşlarda bazı müşteriler “Öğrencilik dönemimizde buranın bizim hayatımızda çok önemli bir yeri vardı, pek çok anımız burada geçti” demekte ve özellikle uzun süre uğramamış olanların gözleri dolmaktadır. Hatta hâlen lokanta müşterisi olmaya devam eden bazı kişiler, mekândaki sütunlardan birini işaret ederek “Bak, şu sütunda benim katkım var” diyerek espri yapmakta, bu da mekânın müşterilerle kurduğu güçlü aidiyet ilişkisine işaret etmektedir.
Yazar, ağabeyi Hüseyin Gültan’ın anlattığı bir olayı da aktarmaktadır: Lokantaya bir gün yaşlı bir bey gelmiş, “Bu lokantanın sahibinin Kasım Ağa ile bir ilgisi var mı?” diye sormuştur. Kasım Gültan’ın torunları oldukları cevabını alınca son derece duygulanmış, emekli hâkim olduğunu, 1940’lı yıllarda öğrencilik döneminde öğle yemeğini burada yiyen ve borcunu ay başında ödeyen talebelerden biri olduğunu ifade etmiştir. Ödeme birkaç gün gecikince utancından lokantaya gelemediğini, bunun üzerine dedenin arkadaşlarına “Eşeklik etmesin, gelsin yemeğini yesin; elbet bir gün parası gelir, o zaman öder” diye haber gönderdiğini gözyaşları içinde anlatmıştır. Bu tür anekdotlar, lokantanın yalnızca ticari bir işletme değil, aynı zamanda dayanışma ve güven ilişkilerinin merkezi olduğunu göstermektedir.
Jale Lokantası ve Ailenin Lokanta Ağı
Bir süre sonra Kasım Gültan, Harun Hacaloğlu ve Remzi Tuman, Karadeniz Lokantası’nın biraz ilerisinde ikinci bir lokanta daha açmışlardır. Jale Lokantası adı verilen bu işletme, dönemin şartlarına göre son derece şık ve lüks bir tarzla sektörde yerini almış, ancak uzun ömürlü olamamıştır.
Karadeniz Lokantası’nın efsanevi şeflerinden ve yakın dönemde vefat eden Mazhar Karamustafaoğlu’nun (Mazhar Baba) aile ile yolları da ilk olarak Jale Lokantası’nda kesişmiştir. 16 yaşında gurbetçiliğe başlayan Karamustafaoğlu, çeşitli işlerde çalıştıktan sonra, Bilenköy’lü (Tepan) bir hemşerisinin yanında iki yıl kadar bakkalda çalışmış ve 1953 yılında Jale Lokantası’nda işe başlamıştır.
Mazhar Karamustafaoğlu’nun anlatımına göre, Yenişehir’de ordu evinin karşısında Tepanlıların işlettiği bir bakkal dükkânında çalışırken, Haydar Bey kendisini Karadeniz Lokantası’na çağırmak istemiş, ancak Kasım Gültan başlangıçta buna sıcak bakmamış ve Mazhar’ı Jale Lokantası’na yönlendirmiştir. Jale Lokantası’nda vitrine her gün reklam amaçlı iki pişmiş tavuk asılmakta, iş bitiminde bunlar personelden hemşeri olan bir çalışan tarafından tüketilmekte, durumun anlaşılması üzerine Kasım Gültan’ın sert tepki verdiği anlatılmaktadır. Lokantanın bir odasında 14 adet turşu fıçısı bulunmakta, fasulye turşusu mevsiminde bu fıçılar sabaha kadar süren yoğun bir hazırlıkla doldurulmaktadır. Mazhar Karamustafaoğlu, turşu konusunda Kasım Gültan’ın uzmanlığını özellikle vurgulamaktadır.
Mübaya işlerinin çoğu, Kasım Gültan ile birlikte yürütülmüş; her sabah Tekel’e gidilmiş, alınan ürünler el arabasıyla lokantaya gönderilmiş, ardından Mazhar hal’e geçerek 3–4 hamalın çektiği arabalarla malların dükkâna taşınmasını sağlamıştır. 1957’de Karadeniz Lokantası’nın ikinci şubesine geçen Mazhar Karamustafaoğlu, üçüncü lokanta olan Gençlik Parkı şubesinde de önemli bir rol üstlenmiş, burada günde ortalama 100–150 tavuk satıldığını, Ankara’da ilk piliç çevirme uygulamasının bu şubede gerçekleştirildiğini aktarmaktadır. Rekor satış günlerinde İrfan Gültan’ın çalışanları havuza götürerek ödüllendirdiği de anlatılar arasındadır.
İzmir Caddesi’ndeki şube ise Kasım Gültan’ın ölümünden sonra açılmış, eski bir ev çeşitli ilavelerle lokantaya dönüştürülmüştür. Ancak Namık Gültan’ın ölümü ve ardından gelen ailevi sorunlar, ortaklık yapısını zayıflatmış, yazarın anlatımına göre bir noktada İrfan Gültan ile Abdullah Yücel’in İzmir Caddesi’ndeki işletmede yumruk yumruğa kavga ettiği, bunun da ortaklığın bitişini hızlandırdığı ifade edilmektedir.
Karadeniz Lokantalarının Akıbeti
Demokrat Parti iktidarı döneminde, Ankara’da modern bir cami inşası için çalışmalar başlatılmış; Kocatepe Camii ile Hacı Bayram Camii’nin birbirini görmesinin sağlanması amaçlanmış, bu görsel aksı engelleyen binalar istimlâk edilmiştir. Karadeniz Lokantası’nın bulunduğu bina da bu istimlâk alanı içerisinde kalmış, bir sabah tüm yapı kompleksi tahliye edilmiştir. Lokantacılar dükkâna geldiklerinde tüm eşyalarını kapının önünde bulmuşlardır.
Yazarın aktardığına göre, 80.000 TL’lik yatırımını “suya verdiğini” belirten Kasım Gültan bu olaydan derin şekilde etkilenmiş, fenalaşmıştır. Lokantadan uzaklaşarak köyüne dönmüş ve bir daha mesleğe geri dönmemiştir. Böylece Kasım Gültan’ın Ulus semtindeki 27 yıllık ticari faaliyetleri bu yıkımla son bulmuştur.
Lokantanın kapıya yığılan tüm müştemilatı, bir süreliğine Osman Gültan’ın o dönem sahibi olduğu, Akay Caddesi’nde genişçe bir arazi içindeki evinin bahçesinde yer alan bir barakaya taşınmıştır. Daha sonra çocuklar, arkadaşları ve hemşerilerinin davetini geri çevirmemiş ve Karadeniz Lokantası 1957 yılında bir süre için Ulus’taki Cihan Palas’ın altında yeniden işletmeye açılmıştır. Bu dönemde artık Kasım Gültan yoktur; sadece İrfan ve Namık Gültan çalışmaktadır. Küçük kardeş lise eğitimine devam etmekte ve 1958 yılında yükseköğrenim için Almanya’ya gitmektedir.
1958 yılı, aynı zamanda Namık Gültan’ın askere gittiği yıldır. İrfan Gültan’ın yalnız kalmasını önlemek amacıyla, daha önce belirtildiği gibi, Sarıkamış’ta ayakkabıcılık yapan kayınbiraderi Abdullah Yücel lokantaya ortak olarak alınmıştır. Namık Gültan, yedek subay olarak görev yaptığı askerlik hizmeti sırasında mide kanaması geçirmiş, 1959 yılında zatürre nedeniyle vefat etmiştir. Cihan Palas altındaki Karadeniz Lokantası 1960 yılına kadar faaliyet göstermiş; son iki yılda işletme yoğunluğu nedeniyle işletme yönetimi dayı Hayri Güney ve yakın akraba Zeki Gülay’a bırakılmıştır.
Gençlik Parkı Deneyimi
Bu süreçte Gençlik Parkı da faaliyete geçmiş, göl kenarındaki alanlar ihale yoluyla kiraya verilmiştir. Karadeniz Lokantası’nı işleten iki kardeş, bu fırsata ilgi duymuş ve ihaleye katılmış; ilk aşamada kazanmalarına rağmen ihale başkasına verilmiştir. Bunun üzerine birkaç bakanla görüşmeler yapılmış, ihale yeniden değerlendirilmeye açılmış ve sonuçta Karadeniz Lokantası lehine sonuçlanmıştır. Böylece 1958 yılında Karadeniz Lokantası’nın Gençlik Parkı serüveni başlamıştır.
Ankara’da henüz sahil ve yazlık kavramlarının sınırlı olduğu bu dönemde, Gençlik Parkı; gölleri, göllerdeki çeşitli fıskiyeleri, kayıkları, lunaparkı, nikâh salonu, gazinoları, tiyatroları, çay bahçeleri ve lokantalarıyla kentlilerin yazlık ihtiyaçlarını karşılayan bir çekim merkezi hâline gelmiştir. Karadeniz Lokantası’nın Gençlik Parkı şubesi 180 masa ve yaklaşık 100 personelle hizmet vermiş, burada bazı “ilk”ler yaşanmıştır. Özellikle o dönem “enfraruj ışık” olarak anılan sistemle hazırlanan piliç çevirmeler, Ankaralıların ilk kez tanıştığı yenilikler arasındadır.
Yazar, çocukluk ve ilk gençlik döneminin önemli bir bölümünün bu mekânda geçtiğini belirtmekte, yaz mevsiminin kendisi için neredeyse “Gençlik Parkı” ile özdeşleştiğini ifade etmektedir. Lokantada eksik görülen her noktada görev alan bir “joker eleman” gibi çalıştığını, özellikle akşam saat 19.00 civarında 180 masanın tamamının dolu olduğu yoğun zamanlarda 600–700 kişiye yetecek kadar ekmek kestiğini, buz kalıplarının tokmakla kırılarak içecekler için hazırlandığını, ihtiyaç duyulan her noktaya koştuğunu aktarmaktadır. Mazhar Karamustafaoğlu’nun kendisine günlük 2,5 lira yevmiye verdiğini, bu paranın çoğunlukla lunaparkta harcandığını anlatmaktadır.
Gençlik Parkı, yazarın ifadesiyle “ayrı bir dünya”dır; ancak bu dünyaya ilişkin ayrıntılı anlatının burada kapsam dışında bırakıldığı belirtilmektedir.
Yenişehir’e Taşınma ve İzmir Caddesi Şubesi
Kentsel gelişim süreçlerinde olduğu gibi, Ankara’da da ilk yerleşim alanlarına “Eski Şehir”, yeni gelişen bölgelere ise “Yenişehir” denmesi gelenekseldir. Kızılay ve çevresi de bu dönemde “Yenişehir” olarak anılmakta, kentsel hayat giderek bu bölgede yoğunlaşmaktadır. İşletmeler de aynı doğrultuda Yenişehir tarafında açılmaya başlamış, Karadeniz Lokantası ailesi de bir sonraki adımın bu bölgeye taşınmak olması gerektiğini düşünmüştür.
Necati Bey Caddesi ile İzmir Caddesi’nin kesiştiği noktada, karşısında Moda Çanta’nın bulunduğu köşede, içinde küçük bir ev olan bir arazi kiralanmış; bu yapı büyütülerek lokanta hâline getirilmiş ve 1962 yılında Karadeniz Lokantası’nın İzmir Caddesi şubesi faaliyete açılmıştır. Abdullah Yücel ile başlayan ortaklık bu şube için de devam etmiştir.
Bu dönemde İrfan Gültan aynı zamanda inşaat işlerine de girmiş; bugün hâlen kullanılan Çankaya’daki apartmanın inşaatına başlamıştır. Ancak Namık Gültan’ın ölümü ve bunu izleyen bazı ailevi gelişmeler, ortaklık yapısında ciddi gerilimlere yol açmış, yazarın ifadesine göre gelinle yaşanan sorunlar Abdullah Yücel ile ilişkileri de olumsuz etkilemiştir. İzmir Caddesi’ndeki lokanta 1968 veya 1969 yıllarında Abdullah Yücel’e devredilmiş, Yücel bir süre “Yeni Karadeniz Lokantası” adıyla faaliyete devam etmiş, ancak lokanta daha sonra kapanmıştır. Yücel, ilerleyen yıllarda Karanfil Sokak’ta “Karanfil Kıraathanesi”ni açmış, Ankara’daki ticari faaliyetlerini bir süre daha sürdürdükten sonra Marmaris’te Karadeniz Oteli’ni işletmeye başlamıştır.
Karanfil Sokak Şubesi ve Sanatsal Doku
1972 yılında Karadeniz Lokantası’nın Karanfil Sokak’taki şubesi kapsamlı bir kokteyl ile açılmıştır. Bu sırada Gençlik Parkı’ndaki şube de faaliyetine devam etmekte, park içindeki işletme 1975–1976 yıllarına kadar sürmektedir. Daha sonra arka tarafta pidecilik yapan İzzet isimli esnafa devredilen Gençlik Parkı şubesi, “Karadeniz Halk Lokantası” adıyla park yıkılıncaya kadar çalışmalarını sürdürmüştür.
Karanfil Sokak’taki Karadeniz Lokantası şubesi, 400 m² salon, 400 m² mutfak ve 500 m² bahçeyle ailenin beşinci lokantası olarak 1972 yılında son derece lüks bir anlayışla hizmet vermeye başlamıştır. Gerek iç dekorasyonu gerekse servis anlayışı, dönemin Ankara’sındaki benzer lokantalardan bir adım önde görülmektedir.
Lokantanın iç duvarlarında ve sütunlarında ünlü sanatçı Devrim Erbil’in elinden çıkmış seramikler kullanılmış; bu seramikler için önemli ölçüde emek ve mali kaynak harcanmıştır. Ayrıca ön cephe tamamen vitraylarla kaplanmış, bu vitraylar ve seramikler uzun yıllar boyunca güzel sanatlar fakültelerinde okuyan öğrenciler tarafından incelenmiş, fotoğrafları çekilmiştir.
Açılış kokteylinde, dönemin Ankara’sı için son derece modern sayılabilecek cam kapılar kullanılmış; yazarın aktardığına göre, çiçek taşıyan bir çocuk kapıyı fark etmeyip üzerine yürümüş ancak herhangi bir ciddi kaza yaşanmamış, olay “nazar” olarak yorumlanmıştır. Karanfil Sokak şubesi, tasarımını İlhan Gültan’ın hazırladığı yeni amblemiyle kentin gastronomi ve siyaset hayatında özel bir yer edinmiştir.
“Hükümetler Karadeniz Lokantası’nda Kurulur”
Karadeniz Lokantası, Ankara’nın siyasi yaşamında, özellikle 20. yüzyılın büyük bölümünde, hükümet kurma süreçleri ve siyasi pazarlıklar için önemli bir mekânsal odak noktası hâline gelmiştir. Kurultay dönemlerinin değişmez buluşma adresi olarak tanımlanan lokanta, siyasi kulislerin yürütüldüğü başlıca mekânlardan biri olmuştur.
Birçok bürokrat ve siyasetçinin yanı sıra, İsmet İnönü, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Erdal İnönü ve Deniz Baykal gibi liderlerin de sıklıkla uğradığı, siyasi tartışmaların ve görüşmelerin yapıldığı bir alan olarak anılmaktadır. Ankara siyasetinde bir dönem “Kulisler Bulvar Palas’ta başlar, Karadeniz Lokantası’nda sonlanır”, “Hükümetler Karadeniz Lokantası’nda kurulur ve yıkılır” şeklindeki söylemler yaygınlık kazanmıştır.
Karadeniz Lokantası, 1934–1994 yılları arasında farklı lokasyonlarda, yaklaşık 60 yıl boyunca kesintili de olsa hizmet vermiş; bu süre zarfında hem Ankara’nın kent tarihine hem de Türkiye’nin siyasi ve sosyo-kültürel hafızasına önemli bir iz bırakmıştır. Bu yönüyle Karadeniz Lokantası, yalnızca bir “yeme-içme” mekânı değil, aynı zamanda kentsel belleğin, siyasi tarih anlatılarının ve toplumsal ilişkilerin kesişim noktasında yer alan özgün bir kültürel miras unsuru olarak değerlendirilebilir.
Referanslar
https://camlihemsin.org/makale-karadeniz-lokantasi-241, (Erişim tarihi: 02y. 12. 2025).
