Fısıh Bayramı

ETKİNLİK Bayram DİNSEL KONULAR Dinsel Ritüel İlahi Dinler Diğer Dinsel İnanışlar

Fısıh Bayramı, “üzerinden geçmek” ve “atlamak” anlamlarına gelen İbranice Pesah (פסח), Aramice Paskhā ve Arapça Fisḥ (فِصْح) adlarıyla bilinir. Bayramın adı Türkçeye, İslam dünyası ile kurulan tarihsel ve kültürel etkileşimler aracılığıyla geçmiştir. Yahudi geleneğine göre Fısıh, İsrailoğulları’nın Firavun’un zulüm ve baskıları altındaki Mısır’dan Musa (Moşa) önderliğinde çıkışlarını (Exodus) ve bu süreçte çölde mayasız ekmek (matsa) tüketmelerini anmak amacıyla kutlanır. İbrani takvimine göre bahar mevsiminde, Nisan ayının 15. gününde başlayan bayram, İsrail’de yedi gün, İsrail dışında yaşayan Yahudiler arasında ise sekiz gün sürer.

Museviliğin ana metinlerinden biri olan Eski Ahit’te yer alan ve Fısıh Bayramı’nın şekillenmesinde belirleyici rol oynayan Çıkış (Exodus/Şemot) Kitabı, İsrailoğulları’nın Mısır’daki kölelik sürecini, Musa’nın liderliğinde gerçekleşen çıkışı ve Fısıh kutlamalarının kökenini aktarması bakımından önem arz etmektedir.

Çıkış Kitabı’nda yer alan ayetlere göre, İsrailoğulları’nın Mısır’daki varlığı Yakup ve ailesinin Yusuf aracılığı ile bu ülkeye yerleşmesi ile başlamış, zamanla nüfuslanmaları Firavun yönetimi tarafından bir tehdit olarak algılanmıştır. Bu durum üzerine Firavun, Şifra ve Pua adlı iki İbrani ebe kadına, doğumlar sırasında dünyaya gelen erkek çocukların öldürülmesini, kız çocuklarının ise sağ bırakılmasını emretmiştir. Ancak ebe kadınlar Allah korkusuyla bu buyruğa uymamış ve erkek çocukları yaşatmıştır. Bunun ardından Firavun, bu kez halkına yönelik bir emir yayımlayarak doğan her erkek çocuğun Nil Nehri’ne atılmasını, kız çocuklarının ise sağ bırakılmasını buyurmuştur.

Firavun’un emri doğrultusunda erkek bebeklere yönelik öldürme uygulamaları sürerken, Levi soyuna mensup Amram adlı bir adam, halası Yokebed ile evlenmiş; bu evlilikten daha sonra İsrailoğulları’nın Mısır’dan çıkışında rol üstlenecek erkek bir bebek dünyaya gelmiştir. Annesi, bebeğin güzel olduğunu görerek onu üç ay boyunca gizlemiş; ancak daha fazla saklayamayacağını anlayınca sazdan yapılmış ve zift ile sıvanmış bir sepete koyarak Nil Nehri’ne bırakmıştır. Bebeğin kız kardeşi Peygamber Miryam, ona ne olacağını görmek amacıyla olayı uzaktan izlemiştir.

Firavun’un kızı, cariyeleriyle birlikte nehirde yıkanmaya indiğinde sazlıklar arasında bulunan sepeti fark etmiş ve sepetin kendisine getirilmesini istemiştir. Sepeti açtığında içindeki çocuğun İbranilerden biri olduğunu anlamasına rağmen ona acımış ve çocuğu sahiplenmiştir. Bunun üzerine Miryam devreye girerek bebek için İbrani bir sütannenin bulunmasını önermiş; Firavun’un kızı bu öneriyi kabul ederek bakımı karşılığında ücret verilmesini ve bebek büyüdüğünde kendisine getirilmesini emretmiştir. Böylece bebek, gizlilik içerisinde öz annesi Yokebed tarafından emzirilmiş, büyüdüğünde ise Firavun’un kızının yanına getirilmiştir. Kendisine Firavun’un kızı tarafından “sudan çıkarılan” anlamına gelen Musa (Moşa) adı verilmiştir.

Firavun’un sarayında yetişmesine rağmen İbrani kökenine dair bilincini koruyan Musa, Mısır’da soydaşlarına yönelik ağır uygulamalara tanıklık etmiştir. Bir Mısırlının bir İbrani’ye eziyet ettiğini görmesi üzerine onu öldürmesi, olayın Firavun tarafından öğrenilmesiyle birlikte Musa’nın saraydan uzaklaşmasına ve Midyan topraklarına (Suriye’nin güneyi) kaçmasına yol açmıştır. Bu topraklarda Yitro adlı kâhinin kızıyla evlenen Musa, sürüleri güderken Allah Dağı olarak anılan Horev’e (Sina Dağı) gelmiştir. Burada Rab’bin meleği, bir çalının ortasında ateş halinde Musa’ya görünmüş; ateş yanmasına rağmen çalının tükenmemesi Musa’nın dikkatini çekmiştir. Bu olağanüstü durumu görmek üzere çalıya yaklaştığında, Rab çalının içinden ona seslenmiş ve “Musa, Musa” diyerek hitap etmiştir. Allah, İsrailoğulları’nın Mısırlılar tarafından maruz bırakıldıkları sıkıntıları ve feryatlarını işittiğini bildirmiş; onları Mısır’daki esaretten kurtarmak üzere Musa’yı görevlendirdiğini açıklamıştır.

Musa, görevin ağırlığı karşısında tedirginlik ve korku duymuş; bu görevi yerine getiremeyeceği endişesiyle Allah’tan yardım istemiştir. Konuşmasında güçlük yaşadığını dile getiren Musa’nın talebi üzerine, Allah ona yardımcı olmak üzere kardeşi Harun’u görevlendirmiştir. Musa ve Harun Mısır’a giderek İsrailoğulları’nın ileri gelenlerine Rab’bin kendilerine bildirdiklerini aktarmış; Musa, kendisine verilen mucizeleri onların huzurunda göstermiştir. Bunun sonucunda halk inanmış ve Allah’a şükür ifadesi olarak secde ederek tapınmıştır.

Musa ve Harun, Allah’ın buyruğu doğrultusunda bu kez Firavun’un huzuruna çıkarak İsrailoğulları’nın serbest bırakılmasını talep etmişlerdir. Firavun ise Musa ve Harun’un Allah’ını tanımadığını ifade ederek bu talebi reddetmiş ve İsrailoğulları’nın Mısır’dan ayrılmasına izin vermemiştir. Bunun üzerine Firavun, İsrailoğulları’nın angaryalarını daha da ağırlaştırmış; bu durum halkın Musa’ya karşı hoşnutsuzluk duymasına yol açmıştır. Firavun’un tutumunun devam etmesi üzerine Allah, Musa aracılığıyla Mısır halkına bir dizi felaket göndermiştir. Kutsal metinlerde “on bela” olarak anılan bu süreçte Nil Nehri kana dönüşmüş, kurbağa, haşerat ve sinek istilaları ülkeyi sarmış; hayvanları etkileyen salgın hastalıklar ve insanlarda çıbanlar ortaya çıkmıştır. Bunu tarım ürünlerini yok eden dolu ve çekirge felaketleri ile üç gün süren yoğun karanlık izlemiştir. Son ve en ağır bela olarak Mısır’daki insanların ve hayvanların ilk doğanlarının ölümü gerçekleşmiş, bu olay Mısır halkı arasında büyük bir feryada yol açmıştır. Zira o gece ölüsü olmayan hiçbir ev kalmamıştır. Yalnız İsrailoğulları, kendilerine bildirilen ilahi talimatlar doğrultusunda kestikleri kuzunun kanını (Fısıh kurbanı) yaşadıkları evlerin kapı sövelerine bir demet mercanköşk otu kullanarak sürmüş; etini ise tüketmişlerdir. Bu uygulama sayesinde söz konusu felaketten korunmuşlardır. Bu durum, İbranice “Pesah” kavramıyla, ilahi cezanın söz konusu evlerin üzerinden “geçip gitmesi” şeklinde ifade edilmiştir. Pesah gecesinin ardından bu olayın gelecek kuşaklar için kalıcı bir anma günü olarak kutlanması Kutsal Kitap’ta emredilmiş; böylece Fısıh Bayramı’nın adlandırılmasının ve ritüel çerçevesinin temeli oluşturulmuştur.

Yine Rab’bin kendilerine bildirdiklerini uygulayan İsrailoğulları’na, felaketin yaşandığı gece evlerinden tüm mayayı kaldırmaları, yedi gün boyunca mayasız ekmek yemeleri ve bu süre içinde kutsal toplantılar yapmaları emredilmiştir (Kitap’ta, İsrailoğulları’na mayasız ekmek yemeleri ve bu uygulamayı kuşaklar boyunca bir anma günü olarak sürdürmeleri emredilmektedir). Firavun, aynı gece Musa ile Harun’u çağırmış ve Mısır topraklarından İsrailoğulları’na gitmeleri için serbestlik verdiğini söylemiştir. İsrailoğulları’nın hemen gitmesi diretildiği için henüz mayası katılmamış olan hamurlar ile beraber halk yola koyulmuş ve hamur tekneleri omuzlarda Ramses’ten Sukkot’a doğru taşınmıştır.

İsrailoğulları’nın Mısır’ı terk etmesinin ardından, Firavun ve görevlileri kararlarını değiştirerek serbest bırakılan köleleri kaybettiklerini fark etmişlerdir. Bunun üzerine Firavun, Mısır’ın tüm savaş araçlarını askerleri ile hazırlatmış ve ordu İsrailoğulları’nın peşine düşmüştür. Halk kaçış hattında Kamış Deniz’i (Kızıldeniz) kıyısına ulaştığında, Rab, Musa aracılığıyla denizi ikiye ayırmış ve İsrailoğulları’nın güvenli bir şekilde denizin ortasından geçmelerini sağlamıştır. Firavun ve ordusu aynı yolu izlemeye çalıştığında sular geri dönmüş ve ordunun tamamı sular altında kalarak ilahi bir bozguna uğratılmıştır.

Bu olayların ardından İsrailoğulları, Rab’be verdikleri söze bağlı kalarak Fısıh Bayramı’nı her yıl İbrani takvimine göre Nisan ayının on beşinci gününde, kendilerine bildirilen ilahi hükümler doğrultusunda kutlamaya devam etmişlerdir. Tarihsel süreçte Kral Davud’un Kudüs’ü fethetmesiyle birlikte Yahudiler için merkezi bir ibadet mekânı inşa edilmesi düşünülmüş; ancak inanca göre Rab, mabedin Davud tarafından değil, onun oğlu Süleyman döneminde inşa edileceğini bildirmiştir. MÖ 964 (Kral Süleyman Dönemi) yılında saray kompleksinin bir parçası olarak inşasına başlanan mabedin tamamlanması yedi yıl sürmüş; Yahudiler için büyük önem arz eden bu yapının inşasına, toplumun farklı kesimleri hem maddi hem de manevi katkılarda bulunmuştur. Mabedin faaliyete geçmesiyle birlikte, Tevrat’ta “Rab’bin seçeceği yer” olarak tanımlanan merkezde, ibadet anlayışı doğrultusunda, Fısıh Bayramı’nın Tapınak merkezli ibadet olarak kutlandığı kabul edilmektedir.

Süleyman tarafından inşa edilen mabed, zaman içerisinde Yahudilerin Rab’bin buyruklarından uzaklaşmaları; Şabat gününe riayet edilmemesi, haksız yere insan öldürülmesi, toplumsal ahlaki yozlaşma ve putperestliğe yönelme gibi eylemlerin artmasıyla birlikte, kutsal metinlerde ilahi bir ceza olarak yorumlanan bir yıkıma sahne olmuştur. Neticede Süleyman Mabedi (ilerleyen dönemlerde bir ikincisi inşa edileceğinden dolayı Birinci Mabed olarak da adlandırılır) MÖ 587 yılında Babil Kralı II. Nebukadnezar’ın önderliğindeki Babil orduları tarafından yıkılmış; Yahuda Krallığı’nın siyasi egemenliğine son verilmiş ve halkın önemli bir bölümü Babil’e sürgün edilmiştir. Bu yıkım, Fısıh Bayramı’nın kutlanma biçimini de etkilemiş ve Tapınak merkezli ibadet anlayışına geçici olarak ara verilmesine neden olmuştur.

MÖ 539 yılına gelindiğinde Pers Kralı II. Kiros (Kyros), Babil’i fethederek Yeni Babil İmparatorluğu’na son vermiş; böylelikle Yahudilerin yarım asırdan fazla olan sürgünü sona ermiştir. Pers hâkimiyetinin başlamasıyla birlikte Kiros, imparatorluğu bünyesindeki farklı halklara yönelik hoşgörülü bir din ve yönetim politikası benimsemiştir. Bu politika doğrultusunda, Babil’e sürgün edilmiş olan Yahudilerin Kudüs’e dönmelerine ve mabedlerini yeniden inşa etmelerine izin verilmiştir. Kutsal metinlerde bu izin, Allah’ın iradesi doğrultusunda gerçekleşen bir gelişme olarak yorumlanmış; Pers Kralı Kiros, Yahudilerin yurtlarına dönüşünde ilahi bir araç olarak görülmüş; bu dönüş süreciyle birlikte Yahudiler, Kudüs’te İkinci Mabed’in inşasına başlamış ve Tapınak merkezli ibadet anlayışı yeniden tesis edilmiştir.

Pers İmparatorluğu’nun Kudüs ve çevresindeki hâkimiyetine son veren Roma İmparatorluğu, MS 70 yılına gelindiğinde Kudüs’ü İmparator Titus’un komutasındaki ordular aracılığıyla ele geçirmiştir. Bu fetihle birlikte Yahudi halkı ağır baskılara maruz kalmış, çok sayıda kişi katledilmiş veya sürgüne zorlanmıştır. Aynı süreçte Roma kuşatması sırasında çıkan yangınlar sonucunda İkinci Mabed (Herod Mabedi) yıkılmış; bu yıkımla birlikte Fısıh Bayramı’na özgü görkemli ve Tapınak merkezli ibadet düzeni sona ermiş, adakların kesilmediği ve ev merkezli kutlama biçimi ön plana çıkmıştır.

Fısıh Bayramı, Hristiyan antikitesi üzerinde de etkili olmuş bir kutlama olarak değerlendirilebilir. Nitekim ilk Hristiyan topluluklarının büyük ölçüde Yahudi kökenli olması ve Yahudi ibadet alışkanlıklarını sürdürmeleri bu etkileşimi açık biçimde ortaya koymaktadır. Sinoptik İnciller’e göre (Matta, Luka, Markos) İsa, Fısıh Bayramı’na denk gelen Nisan ayının 15. gününde çarmıha gerilmiş; Son Akşam Yemeği ise Fısıh yemeği olarak tasvir edilmiştir. Buna karşılık Yuhanna İncili’nde farklı bir kronoloji benimsenmiş; İsa’nın, Fısıh kurbanlarının kesildiği Nisan ayının 14. gününde çarmıha gerildiği belirtilmiştir. Fısıh’ı izleyen Mayasız Ekmek Bayramı sürecinde de İsa’nın dirildiğine inanılması, Yahudilik ve Hristiyanlıkta benzer zaman dilimlerinde icra edilen bu iki kutsal anmanın başlangıçta iç içe olduğunu, ancak zamanla teolojik ve ritüel açıdan birbirinden ayrıştığını göstermektedir.

Kronolojik farklılıklar, Fısıh Bayramı’nın yalnızca tarihsel süreçte değil, ibadet bakımından da merkezi bir öneme sahip olduğunu göstermektedir. Bu önem, bayram öncesinde gerçekleştirilen hazırlık süreçlerinde de açık biçimde kendisini hissettirmektedir. Fısıh Bayramı öncesinde evler titizlikle temizlenmekte; mayalanarak hazırlanmış her türlü yiyecekten (hamets) arındırılmaktadır. Bu arındırma süreci son derece hassas bir şekilde yürütülmekte, bireyler ceplerinde dahi mayalı yiyecek kırıntısı bulunmamasına özen göstermektedir.

Fısıh Bayramı süresince ise İsrail’de bayramın ilk gecesinde, İsrail dışında yaşayan Yahudiler arasında ise ilk iki gecede Seder adı verilen törensel yemek düzenlenmektedir. Seder, İsrailoğulları’nın Mısır’daki baskı ve zulümden kurtuluşlarını anmak amacıyla Fısıh Bayramı’nın ilk gecesinde icra edilen törensel bir yemektir. Seder gecesinde bir araya gelen aileler, belirli bir litürjik düzen çerçevesinde hem ibadet hem de dua temelli bir anma gerçekleştirirler. Tören, Tanrı’yı anmaya yönelik duaların okunmasıyla başlar ve ardından Fısıh anlatısındaki kurtuluş vaatlerini simgeleyen dört kadeh şaraptan ilki içilir.

Bu aşamadan sonra eller yıkanır ve sofrada bulunan üç adet mayasız ekmekten (matsa) ortadaki ikiye bölünerek yoksulluk ve eksiklik sembolik olarak hatırlatılır. Ardından hanedeki en küçük çocuğun, bu gecenin neden diğer gecelerden farklı olduğunu sormasıyla Mısır’daki kölelik süreci, Musa’nın görevlendirilmesi, gönderilen belalar ve İsrailoğulları’nın Mısır’dan çıkışı anlatılır; bu anlatının ardından ikinci kadeh şarap içilir.

Devamında eller ikinci kez yıkanır; bu uygulama, artık asıl yemeğe geçileceğinin işareti olarak kabul edilir. Yemek sırasında mayasız ekmekler tüketilir. Bunun yanı sıra, Mısır’da kölelik döneminde çekilen acıları ve dökülen gözyaşlarını anmak amacıyla yeşil sebzeler (karpas), genellikle sirke ya da tuzlu suya batırılarak yenir. İsrailoğulları’nın ağır koşullar altında, çamur içinde zorla çalıştırılmalarını hatırlatmak üzere ise elma, hurma, tarçın ve kuru üzümle hazırlanan, çamur kıvamındaki tatlı karışım olan haroset tüketilir.

Seder sofrasında yer alan bir diğer sembolik unsur da, Kudüs’teki eski Tapınak’ta sunulan Fısıh kurbanlarını hatırlatmak amacıyla hazırlanan ve zeroa olarak adlandırılan kuzu koludur. Günümüzde bu et yenilmemekte, yalnızca sembolik bir unsur olarak sofrada bulundurulmaktadır. Tüm bu uygulamalar sayesinde Seder, yalnızca geçmişte yaşanmış bir olayın anlatıldığı bir yemek olmaktan çıkar; İsrailoğulları’nın kurtuluş hikâyesinin ritüeller aracılığıyla yeniden yaşandığı, anlamı kuşaktan kuşağa aktarılan bütünlüklü bir ibadet ve anma töreni hâline gelir.

Türkiye’de Fısıh Bayramı, diaspora geleneğine bağlı olarak sekiz gün boyunca kutlanmakta; bayram süresince aileler kendi evlerinde Seder törenlerini icra ederken, İstanbul ve İzmir’de bulunan sinagoglarda da bayrama özgü ayinler ve toplu ibadetler gerçekleştirilmektedir.

Referanslar

Bora, S. (2021). Türkiye’de bir ilk: İzmir matza (hamursuz) fabrikası hakkında belgeler, Cihannüma Tarih ve Coğrafya Araştırmaları Dergisi, 7(2): 275–300; Güngör, M. (2017). Yahudi dini hayatında Süleyman Mabedi, İsrailiyat: İsrail ve Yahudi Çalışmaları Dergisi, 1 (Kış): 54–78; Katar, M. (2000). Hıristiyanlık’ta kilise takviminin (kilise içerisindeki anma ve kutlama devrelerinin) oluşması, Dinî Araştırmalar; Kitabı Mukaddes. (1995). İstanbul: Kitab-ı Mukaddes Şirketi; Kurt, A. O. (2006). Yahudi kaynaklarında kral tipolojileri: Nebukadnezzar ve Koreş örneği, Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 10(2): 423–443; Özcan, Ş. (2018). Yahudilikte Pesah (Fısıh) Bayramı: Ritüeller ve semboller bağlamında fenomenolojik bir inceleme, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 11(61); https://cojs.org/destruction_of_the_second_temple- (Erişim tarihi: 02/02/2026); https://en.wiktionary.org/wiki, (Erişim tarihi: 27/01/2026).

Ayrıntılı bilgi için bakınız

Kitabı Mukaddes. (1995). İstanbul: Kitab-ı Mukaddes Şirketi