Hristiyanlıkta Aziz ve Azize Kavramı
DİNSEL KONULAR İlahi Dinler Diğer Dinsel İnanışlar Diğer Dinlere Ait Mezhepler
Maddeye katkıda bulunan yazarlar:
-
2025
“İzzet” kökünden türeyen “aziz” kavramı (kadınlar için daha uygun olarak “azize” terimi kullanılır), yaşam biçimleri, imanları, ölümle yüzleşmeleri veya kendilerine atfedilen mucizeler nedeniyle Tanrı’ya yakın olarak kabul edilenleri ifade eder (İngilizce: saint, Yunanca: hagios ve hagıa, Latince: sanctus ve sancta). Hristiyan geleneğinde, Tanrı’ya adanmış bir yaşamın, ahlaki erdemlerin ve iman sadakatinin somut örnekleri olarak görülen azizler ve azizeler, İsa Mesih’in öğretilerine bağlı kalarak yaşamış, kilise topluluğuna önemli katkılarda bulunmuş ve çoğu zaman fedakârlıklarla dolu bir hayat sürdürmüş kimselerdir. Tarihsel süreçte bazı azizler şehitlikleri (martyria) nedeniyle bu unvana erişmiş iken bazıları ise mucizeleri ya da olağanüstü kutsal yaşamları üzerinden kilise tarafından kutsal kişi (aziz veya azize) olarak tanınmıştır.
Bir Hristiyan’ın kutsal kişiler ile olan ilişkisi, yalnızca Tanrı’ya adanmış bir varlığa ibadet etmekten ibaret değildir; bu ilişki aynı zamanda bir saygı biçimidir. Ancak bu saygı herhangi birine duyulan hayranlıktan ve taklitten çok daha derin manalar taşımaktadır. Her aziz, bir kişinin tüm varlığını ve benliğini Mesih’e adadığında neler olabileceğini gösteren, yaşayan bir vaazdır. Kutsal kişilere dua etmenin amacı, onların Mesih’i aracılığıyla, dua eden kişinin de Mesih’e daha yakın hâle gelmesini sağlamaktır.
Milattan önceki dönemlerde “aziz” kelimesi genel bir anlam taşırken, Hristiyanlığın ilk yıllarında Mesih İsa’yı izleyenleri İsrail halkından ayırmak amacıyla kullanılmasıyla birlikte, Hristiyan geleneğinde özel bir terim hâline gelmiştir. Apostolik çağ ve onu izleyen yıllarda, Hristiyanlar, Roma yönetimi ve Yahudiler tarafından sapkın ilan edilerek baskı ve şiddet dolu dönemler yaşamıştır. Henüz vaftiz olmadan şehadete eren Hristiyanlar, “kanla vaftiz olanlar” olarak anılmış ve bu durum ilerleyen zamanlarda bir Hristiyan’ın ulaşabileceği en yüksek mertebe olarak değerlendirilmiştir. Sonuçta, aziz kavramının anlamı özelleşerek sadece şehit olan kişilere verilen bir unvan haline gelmiştir.
Zulüm dönemlerinde, Mesih’e bağlılıkları nedeniyle canlarını veren şehit azizlerin yanı sıra, zorlu koşullarda hayatta kalıp imanlarını açıkça itiraf eden ve küçük cezalarla karşılanan Hristiyanlar da olmuştur. Bu kişiler, gösterdikleri teslimiyet ve bağlılık sayesinde topluluk içinde “itirafçı” olarak anılmış ve inananlara ilham kaynağı olmuştur. IV. ve V. yüzyıllarda, itirafçılarada aziz unvanı verilmesi hak görülmüştür.
250’deki Decius zulmünden sonra birçok Hristiyan, Roma’nın bozulmuş düzeni ve baskılarından kaçmak için Suriye ve Mısır’ın çöl bölgelerine çekilmiş, İsa, Musa ve İlyas’ın yolunu takip ederek münzevi bir yaşam sürmüştür. Bu kişiler fani dünyadan uzaklaşıp, ilahî aleme yaklaşmak amacıyla gönüllü olarak kendilerini inkâr etmiştirler ve çileciler olarak tarihte isimlerini bırakmıştırlar. Çilecilerinde azizlik unvanı alması ile kavram daha geniş bir hal almıştır. Son olarak Hristiyanlıkta, bir kişinin başkalarının iyiliği veya inancı uğruna gönüllü ve zamansız olarak hayatını feda etmesi eylemi; bu kişilerin, gösterdikleri teslimiyet ve fedakârlık nedeniyle azizlik olarak kabul edilmiştir. Kavram ilk olarak 2014’te Azizlerin Davaları Dikasterliği’nde (Katolik Kilisesi’nde aziz ilan süreçlerini yürüten resmi kurum) gündeme gelmiş, 2016’da çalışmalar tamamlanmış ve 2017’de Papa Francis, “Maiorem hac dilectionem” adlı Apostolik mektupla resmi olarak azizliğe giden bir yol olarak tanımıştır.
Hristiyanlığın farklı mezheplerinde kutsal kişi ilan edilme şartları değişiklik gösterebilir ve hatta azizlik kavramının kapsayıcılığı değişebilmektedir. Madde kapsamında Hristiyanlığın üç büyük mezhebi için (Katolik, Ortodoks, Protestan) kavram ele alınmıştır. Bu süreçlerin en ayrıntılı ve sistemli olanı Katolik mezhebinde görülmektedir. Katoliklerde bir kişinin aziz veya azize olarak ilan edilme süreci kanonizasyon olarak ifade edilmektedir. Roma Katolik Kilisesi’nin kurallarına göre bir kişinin azizlik sürecinin başlatılabilmesi için genellikle ölümünden sonra beş yıl beklenmesi gerekir. İlk aşamayı oluşturan bu adım bazı durumlarda Papa tarafından kaldırılabilir. Nitekim 1997 yılında vefat eden Rahibe Teresa için bu bekleme süresi Papa II. Jean Paul tarafından üç yıl kısaltılmış ve böylece azizlik süreci 1999’da başlatılmıştır. Kutsal kişi ilan edilecek olan kişinin yerel piskoposlukta başlatılan soruşturma ile hayatı, yazıları, tanıklıkları ve erdemleri incelenmektedir. Sonrasında Azizler Davaları Dikasterliği, sürecin başlatılmasına izin verir. Ön soruşturmanın tamamlanması ve Vatikan tarafından onaylanmasıyla birlikte adaya “Servant of God” (Tanrı Hizmetkârı) unvanı verilir.
İkinci aşamada, adayın hayatındaki kahramanca erdemler (Bir Hristiyan’ın inanç, umut ve sevgisini olağanüstü bir biçimde yaşaması ve bunu günlük yaşamında sürekli göstermesi) yakından incelenir. Yerel piskoposluğun hazırladığı dosya, Azizler Davaları Dikasterliği’ne gönderilir ve burada teologlar, tarihçiler ve uzmanlar tarafından detaylıca değerlendirilir. Adayın yaşamı, davranışları, tanıklıkları ve yazıları tek tek gözden geçirilir. Ayrıca, adayla ilgili bildirilen mucizeler de bu aşamada ilk kez ele alınır. Dikasterlik, tüm bu sürecin Vatikan kurallarına uygun şekilde yürütülmesini sağlar. Bu aşama olumlu sonuçlanırsa aday “Venerable” (Erdemli) unvanına yükseltilir.
Dördüncü aşama, “Venerable” unvanından sonra adayın “Blessed” (Mübarek veya Kutsanmış) unvanını almasını kapsar. Bu unvana gelebilmek için adayın aracılığıyla gerçekleştiğine inanılan bir mucizenin araştırılması gerekir. Kanonizasyon sürecinde ele alınan mucizelerin çoğu tıbbi niteliktedir. Burada önemli olan nokta, mucizenin adayın kendisi tarafından değil, Tanrı tarafından gerçekleştirilmiş olduğunun unutulmamasıdır; adayın rolü, mucizenin gerçekleşmesi için insanların onun aracılığıyla Tanrı’ya dua etmesidir. Önerilen tıbbi mucizenin incelenmesi atanan tıbbi komisyonun sorumluluğundadır. Komisyon, mucizenin adayın şefaati ile gerçekleştiğini tespit ederse, kişi Mübarek unvanına yükseltilir. Şehit olmayan bir kişi için, kişiye atfedilen (Vatikan komisyonu tarafından onaylanmış) ikinci bir mucize daha olmalıdır. İkinci mucizenin gerçekleşmiş olduğu kanaatine varıldıktan sonra, söz konusu kişi Kilise tarafından Aziz Petrus Meydanında gerçekleştirilen özel bir ayin ile Kutsal kişi ilan edilebilir. İkinci mucize şartı bir istisna olarak, kişinin adil ve kutsal bir kişi olduğuna karar verilmesi halinde papa tarafından kaldırılabilir ve aday tek bir mucize ile kutsal kişi ilan edilebilir.
Ortodoks kiliselerinde ise birinin aziz ya da azize ilan edilme süreci, Katolik Kilisesi’ndekinden oldukça farklı bir şekilde işler. Ortodoks Kilisesi geleneğinde “azizlik” (İngilizce: glorification, Yunanca: hagiasmos) genellikle “kutsallığın tescili” olarak ifade edilir ve Katoliklerdeki kanonizasyondan ayrılarak hukuki ve bürokratik bir sürece bağlı olmaksızın işlemler yürütülür. Orthodox Church in America’nın (OCA) aktardığına göre yaklaşık 2000 yıldan beri Ortodoks kiliselerinde azizler ilan edilmiş ve yüceltilmiştir. Bu yüceltilme çok erken dönemlerde, ilk olarak Mesih’in gelişini önceden haber veren peygamberler ve İncil’i duyuran havariler ile evanjelistlerle başlamıştır. Daha sonrasında inançları uğrunda kanları dökülen şehitler ve inancı ilan edip kötülüğe karşı savşan rahipler ve piskoposlar listeye eklenmiştir.
Ortodoks geleneğinde mucizeler önemli bir yer tutsada aziz olmak için mutlak bir gereklilik değildir. Türk Ortodoks topluluğu kendi mezhep geleneğinde azizliğin temel şartının erdemli ve ahlaklı bir yaşam sürmek olduğunu vurgulamaktadır. Topluluğun ifadelerine göre bir aziz, dünyevi bağlardan uzaklaşarak, “sıfatta üç, doğada tek olan Tanrı’ya” zulme maruz kalsa dahi tam bir sadakatle bağlı kalan kişidir.
Yine OCA topluluğunun aktardığına göre, Halkın sevgi ve saygısı, Ortodoks geleneğinde bir kişinin aziz ya da azize olarak tanınma sürecinin başlangıcını oluşturmaktadır. Vefat eden adayın kabrinin ziyaret edilmesi, onun adına yapılan dualar ve halk tarafından çizdirilen ikonalar, bu saygının en somut göstergeleridir. Zaman içerisinde toplumsal kabul güçlendikçe süreç yerel piskoposluğa taşınır. Piskoposluk, adayın yaşamı, ahlaki duruşu, tanıklıkları ve varsa yazılarını titizlikle inceleyerek kişinin gerçekten örnek bir Hristiyan yaşamı sürdürüp sürdürmediğini değerlendirir. İncelemenin tamamlanmasının ardından konu Kutsal Sinod’a sunulur ve Sinod, adayın aziz olarak tanınıp tanınmayacağına ilişkin nihai kararı verir.
Eğer adayın aziz ya da azize olarak tanınmasına karar verilirse, süreç Resmî Yüceltme Ayini ile sonuçlanır. Bu ayin, kişi adına düzenlenen son bir Anma Ayiniyle başlar. Ardından, adaya özel olarak hazırlanan ilahilerin okunduğu Akşam ve Sabah duaları icra edilir. Bu duaların tamamlanmasıyla azizin ikonası cemaatin önünde açılır, hayat öyküsü resmî bir yazı olarak yayınlanır ve son aşamada kilise takviminde anılacağı gün belirlenerek azizlik süreci bütün yönleriyle resmen tamamlanmış olur.
Protestan mezhep geleneğinde ise Katolik ve Ortodoks mezheplerinden farklı olarak aziz kavramı, seçkinleri ifade etmekten ziyade Mesih’in yolundan giden tüm imanlılar için kullanılan bir kavramdır. Martin Luther ve John Calvin gibi reformcular, kavramın daha İncil'e dayalı bir anlayışına geri dönmeye çalışmıştırlar. Elçi Pavlus’un, mektuplarında sık sık tüm cemaatlere "azizler" diye hitap etmesi, bu anlayışın gelenekte yer kazanmasına temel oluşturmuştur. Protestanlar, kişilerin resmî bir süreçle “aziz” ilan edilmesini benimsemeseler de Hristiyanlık tarihinde örnek bir iman, fedakârlık ve hizmet sergilemiş kimseleri elbette değerli görür ve saygıyla anarlar. Ancak bu kişiler Katolik veya Ortodoks anlamda bir “Aziz” unvanı almaz; bunun yerine çoğunlukla “iman kahramanı”, “tanıklığı güçlü bir Hristiyan” ya da “örnek bir mümin” olarak anılırlar. Ayrıca yine mezhep geleneğinde azizler dua ve ibadet sırasında şefaatçi olarak anılmazlar.
Her gelenek azizliği kendine özgü biçimde tanımlasa da, bu kavram Hristiyanlığın bütününde imanlı yaşamın ışığını gelecek kuşaklara aktaran ortak bir miras olarak kabul edilmektedir.
Referanslar
Karakoca, Z. S. (2023). Katolik Kilisesinde aziz kültü [Yayımlanmamış yüksek lisans tezi]. Bursa Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bursa.; Madrigal, M. (2015). Hristiyan Türkler. Kitab-ı Mukaddes Şirketi.; Oliver, J. (2008, October 6). Everything is like an ocean: On the essential role of the saints. Pravmir.; Uygun, A. (2022). Hıristiyanlıkta erdemleriyle yüceltilen, bedenleriyle kutsallaştırılan azizler. İnsan, Din ve Erdemlilik Sempozyumu.; https://www.britannica.com/topic/How-Does-Someone-Become-a-Saint, (Erişim tarihi: 01.12.2025.); https://www.catholic365.com/article/29925/how-the-catholic-church-determines-who-is-canonized.html, (Erişim tarihi: 01.12.2025.); https://christianpure.com/learn/protestant-saint-definition, (Erişim tarihi: 01.12.2025.); https://www.oca.org/fs/glorification-of-saints, (Erişim tarihi: 01.12.2025.); https://www.vaticannews.va/en/vatican-city/news/2025-07/dicastery-for-the-causes-of-saints.html, (Erişim tarihi: 01.12.2025.).
Ayrıntılı bilgi için bakınız
Karakoca, Z. S. (2023). Katolik Kilisesinde aziz kültü (Yayınlanmamış Yüksek lisans tezi). Bursa Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüs.
-
2026
Aziz ve aynı kelimenin feminen hâli olan azize kavramı (aralarında teolojik bir farklılık olmadığı için “aziz” kavramı üzerinden devam edilecektir), Türkçeye Arapça ʿ-zz kökünden gelen ʿazīz kelimesi aracılığıyla girmiştir. Arapçada bu kelime; güçlü, itibarlı, değerli ve dokunulmaz anlamlarını içermektedir. Günümüz Türkçesinde farklı bağlamlarda kullanılmakla birlikte, dinî literatürde en yaygın ve belirgin kullanım alanı Hristiyanlıkta kutsal kişiler için kullanılan bir unvan olmasıdır. Bununla birlikte Türkçedeki “aziz” kelimesi, Hristiyan teolojisinde kutsal kişilere atfedilen kavramsal ve teolojik içeriği bütünüyle yansıtmakta sınırlı kalmaktadır. Arap Hristiyan geleneğinde kutsal kişileri ifade etmek için yaygın olarak Qıddīs (kutsal, takdis edilmiş) kavramı tercih edilmektedir. Bu terim, teolojik bağlamda kutsallık fikrinin tarihsel ve doktrinel mirasını daha doğrudan yansıtan bir kullanıma sahiptir.
Hristiyan teolojisinin temel kavramsal çerçevesi, büyük ölçüde Helenistik dönemin ortak dili olan Koine Yunancası üzerinden şekillenmiştir. İsa’nın ilk takipçileri tarafından kaleme alınan metinler ve erken dönem teolojik tartışmalar Yunanca yürütülmüş; bu durum, kutsallık kavramının da Yunanca terimler üzerinden ifade edilmesine yol açmıştır. Bu bağlamda agios kavramı, kelime anlamı itibarıyla “ayrılmış olan” anlamına gelir. Terim, öncelikle ahlaki mükemmellikten ziyade ontolojik bir ayrışmayı ifade eder. Bu ayrışma, bir varlığın ya da kişinin profan (dünyevî) olandan ayrılarak ilahî alana tahsis edilmesini anlatır. Agios, kutsal olanın dünyevî düzenden koparılarak Tanrı’ya ait özel bir statüye yerleştirilmesini açıklayan temel bir teolojik kavramdır.
Azizlik olgusunun bir diğer önemli kavramsal karşılığı Latince sanctus terimidir. Sanctus; mühürlemek, dokunulmaz kılmak ve hukukî olarak koruma altına almak anlamlarını taşır. Roma hukuk geleneğiyle yakın ilişkisi bulunan bu kavram, kutsallığı aynı zamanda yasal ve kurumsal bir statü olarak tanımlar. Özellikle Katolik teolojisinde sanctus, kutsal kabul edilen bir kişinin Kilise otoritesi tarafından resmen tanınması ve tescil edilmesi anlamına gelir. Bu yönüyle kutsallık, yalnızca mistik ya da ruhsal bir nitelik olmaktan çıkarak kurumsal ve hukukî bir statüye bürünür.
Yunanca agios ve Latince sanctus kavramları, farklı dil ve kültürel bağlamlara ait olmalarına rağmen kutsallığı temelde bir tür ayrışma ve farklılaşma olarak ele alır. Kutsal olan, gündelik ve sıradan olandan ayrılarak Tanrı’ya ait özel bir alana dâhil edilir. Bu anlayış, Hristiyan kutsallık düşüncesinin merkezinde yer alır.
Hristiyan inancında kutsallık, dünyayı ahlaki olarak dönüştürme çabasından ziyade dünyevî olandan koparak ilahî alana yönelme hâli olarak yorumlanmıştır. Bu yaklaşımın en temel teolojik dayanaklarından biri enkarnasyon öğretisidir. Enkarnasyon, Tanrı’nın İsa Mesih’in bedeninde insan doğasını ilahî alana dâhil etmesi şeklinde anlaşılmıştır. Bu ayrılmışlık hâli, zamanla bireysel bir gerçeklik olmaktan çıkarak topluluk boyutuna taşınmış ve Kilise kavramını doğurmuştur. Ekklesia terimi, “çağrılmış ve dışarı çıkarılmış topluluk” anlamına gelir ve ontolojik olarak dünyevî düzenden ilahî alana yönelmiş inananlar topluluğunu ifade eder.
Erken Hristiyan düşüncesinde Kilise, yalnızca belirli bir tarihsel dönemde yaşayan inananlardan ibaret değildir. Aziz Augustinus’un ifade ettiği üzere Kilise, başı Mesih olan ve geçmişte yaşamış olanları, günümüzde yaşayanları ve henüz doğmamış olanları kapsayan bütüncül bir topluluktur. Bu bağlamda azizler, zamanın sınırlarını aşan bu kutsal topluluğun ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilir.
Hristiyan teolojisinde azizlik, ahlaki bir çabanın ötesinde, insanın yaratılış gayesine ulaşmasıyla ilişkilendirilir. Bu gaye, Tanrı’nın suretinde yaratılmış olan insanın, karakter bakımından da Tanrı’ya benzemesi süreci olarak tanımlanır. Özellikle Doğu Hristiyanlığı geleneğinde bu süreç theosis (tanrılaşma) kavramıyla ifade edilir. Azizlik, bu bağlamda insan ile Tanrı arasındaki yabancılaşmanın aşılmasını ve ilahî yaşama iştirak edilmesini temsil eder. Azizler, bireysel bir dindarlık örneğinden ziyade, insanlık ile Tanrı arasındaki ilişkinin yeniden tesis edildiğini gösteren kozmik bir misyonun temsilcileri olarak değerlendirilir.
Azizlik olgusunun tarihsel gelişimi, erken Hristiyanlık döneminde “tanıklık” anlamına gelen şehitlik kavramı etrafında şekillenmiştir. Roma İmparatorluğu döneminde zulüm gören Hristiyanlar için Mesih uğruna can vermek, en yüksek kutsallık mertebesi olarak kabul edilmiştir. İmparator Konstantin’in Hristiyanlığı serbest bırakmasının ardından şehitlik pratiğinin azalmasıyla birlikte, azizlik anlayışı farklı bir biçim almıştır. Bu dönemde kutsallık; bedeni ve dünyevî arzuları geri plana iten münzevî ve asketik yaşam biçimleriyle ilişkilendirilmiştir. Azizler, bu yönleriyle inananlar için örnek alınması ve taklit edilmesi gereken şahsiyetler olarak görülmüştür.
Hristiyan geleneğinde azizler, yalnızca geçmişte yaşamış tarihsel figürler olarak değil, inananlarla ilişkisi devam eden kutsal varlıklar olarak kabul edilir. Azizlerin mezarları, kutsal emanetleri (relikler) ve ikonaları, ilahî kudretin tecelli ettiği maddî unsurlar olarak değerlendirilmiştir. Bu anlayışa göre kutsal emanetler ve ikonalar, yalnızca sembolik hatırlatıcılar değil; kutsal olanla doğrudan temasın mümkün olduğu araçlardır. Azizler, inananlara rehberlik eden, onları koruyan ve Tanrı katında şefaatçi olarak kabul edilen ruhsal figürler olarak algılanır.
Katolik Kilisesi’nde azizlik, merkezi ve kurumsal bir süreç aracılığıyla tanınır. Roma hukuk geleneğinden etkilenen bu süreçte, aziz adayının yaşamı, ahlaki erdemleri ve kendisine atfedilen mucizeler ayrıntılı incelemelere tabi tutulur. Bu incelemelerin ardından azizlik, resmî ve hukukî bir statü olarak ilan edilir. Ortodoks Kilisesi’nde azizlik süreci ise hukukî bir prosedürden ziyade, inananlar topluluğu içinde hâlihazırda kabul görmüş bir kutsallığın Kilise tarafından tanınması şeklinde gerçekleşir. Süreç çoğunlukla halk arasında oluşan saygı ve hürmetle başlar ve daha sonra resmiyet kazanır. Bu yaklaşımda azizlik, varlıksal bir başkalaşımın ifadesi olarak değerlendirilir.
Reform hareketleriyle birlikte Protestan dünyasında azizlik kavramı, kurumsal ve hiyerarşik bir makam olmaktan çıkarılmıştır. Azizlik, Tanrı’nın lütfuyla her inananın erişebileceği bir nitelik olarak görülür. Bu nedenle azizlere şefaatçi rolü atfedilmez; ikonalar ve kutsal emanetlere kutsiyet yüklenmesi reddedilir. Azizler, yalnızca iman ve yaşamlarıyla örnek teşkil eden şahsiyetler olarak değerlendirilir.
Hristiyan düşüncesinde azizlik, tarihsel süreç içinde farklı teolojik ve kurumsal bağlamlarda yorumlanmıştır. Bazen hukukî bir statü, bazen ontolojik bir dönüşüm, bazen de iman hayatının doğal bir sonucu olarak ele alınan azizlik olgusu; mezhepsel farklılıklara rağmen Hristiyan inancında beşerî ve ilahî alanlar arasındaki ilişkiyi temsil eden temel bir referans noktası olma özelliğini korumaktadır.
Referanslar
Athanasius, St. (1944). On the incarnation (Çev. S. Lawson). Macmillan.; Beekes, R. S. P. (2010). Etymological dictionary of Greek (Cilt 1-2). Brill.; Brown, P. (1981). The cult of the saints: Its rise and function in Latin Christianity. University of Chicago Press.; Catholic Church. (1983, 25 Ocak). Apostolic constitution Divinus perfectionis Magister. Libreria Editrice Vaticana.; Harman, Ö. F. (1991). Azîz, TDV İslâm Ansiklopedisi, 4: 332. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları.; John of Damascus, St. (1980). On the divine images: Three apologies against those who attack the divine images (Çev. D. Anderson). St. Vladimir's Seminary Press.; McGrath, A. E. (2016). Christian theology: An introduction (Altıncı baskı). Wiley-Blackwell.; Ware, T. (1997). The Orthodox Church (Yeni baskı). Penguin Books.; Wilken, R. L. (2003). The spirit of early Christian thought: Seeking the face of God. Yale University Press.; Woodward, K. L. (1991). Making saints: Inside the Vatican: Who become saints, who do not, and why. Chatto & Windus.
Ayrıntılı bilgi için bakınız
Tiefenbach, H. (2012). Anadolu'nun Azizleri. İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları.
