Antik Roma’da Kölelik
KAVRAM Arkeoloji Tarih
-
2026
Romalılarda kölelik, Yunan dönemine göre, daha kurumsallaşmıştı. Roma hukukunda köle (Servus), kişi değil, bir şey, bir maldı (Res). Köle, efendisinin mutlak otoritesi altındaydı; satılabilir, kiralanabilir, cezalandırılabilir, miras bırakılabilir ve hatta öldürülebilirdi. Köleler, kendi adlarıyla değil, sahiplerinin adıyla anılırlardı: Hadrianus’un kölesi Servus Hadrianus veya Hadriani serva adıyla çağrılırdı. Böylece, kölenin bireysel kimliği silinirdi.
Roma’da köleliğin bu derece kurumsallaşmasının temel nedenlerinden biri, imparatorluk genişledikçe köle arzının artması ve köle emeğinin üretim ilişkilerinin merkezine yerleşmesidir. Hukuken “kişi” sayılmamak, köleyi sözleşme yapamaz, miras bırakamaz, yurttaşlık haklarından yararlanamaz konuma iterken; ekonomik pratikte köle, ev içinden tarıma, zanaatten madenciliğe kadar geniş bir işbölümünün parçası hâline gelmiştir. Bu nedenle kölelik, yalnızca bir “insan sahipliği” biçimi değil; aynı zamanda Roma ekonomisinin örgütlenme modelidir.
Kölelerin hukuki “nesne” statüsü, pratikte her zaman tek biçimli uygulanmamıştır. Ev köleleriyle tarım/maden kölelerinin yaşam koşulları, efendinin tutumu, kölenin becerisi ve bulunduğu bölgenin sosyoekonomik yapısı gibi etkenlere göre büyük değişkenlik göstermiştir. Özellikle uzmanlık gerektiren işlerde çalışan köleler, efendilerinin çıkarı gereği daha iyi beslenme, barınma ve kimi zaman sınırlı bir “özerklik” elde edebilmiştir.
Roma ailesi) (familia) yalnızca kan bağıyla bağlı bireylerden değil; kölelerden, azatlılardan ve hane halkından oluşan geniş bir yapıyı ifade ederdi. Aileye hükmeden Pater familias, bu topluluk üzerinde mutlak yetkiye sahipti. Efendinin (Dominus) köle üzerindeki yetkisi Dominium ve Potestas kavramlarıyla tanımlanırdı. Köleler hukuken ailenin (familias) sadece bir üyesi değil, ailenin mal varlığının bir parçasıydı. Cumhuriyet döneminde efendinin köleyi öldürmesi hukuken yasaldı; Kölelere önceleri yapılan kötü muamele Hadrianus devrinden itibaren azalır. İmparatorluk döneminde bu yetki kısmen sınırlandırılır. Zengin Romalıların köle sayısı bazen 200’ü aşardı. Latifundium (büyük tarımsal arazi) Köleliğinin yanında evlerde kölelere verilen görev adlarından her iş için ayrı bir köle tutulduğu anlaşılmaktadır.
Familia kavramının bu genişliği, Roma toplumunda “ev”in sadece bir ikamet alanı değil; üretim, yönetim ve temsil mekânı olduğunu gösterir. Büyük hanelerde aşçı, kapıcı, hizmetkâr, hamam görevlisi, çocuk bakıcısı, sekreter, muhasebeci, öğretmen, kâhya gibi uzmanlaşmış rollerin her biri için ayrı köleler bulunabilirdi. Bu uzmanlaşma, hem efendinin statüsünü görünür kılar hem de hane içindeki hiyerarşiyi derinleştirirdi.
Kölelerin aile kurma biçimleri de özgür bireylerden farklıdır. Köleler, resmî evlilik hakkına sahip olmadıkları için birliktelikleri çoğu zaman fiilî birliktelik olarak sürer; efendinin izni belirleyici olurdu. Köle çocukları ise hukuken “annenin statüsünü” izlediğinden, köle bir annenin çocuğu da köle sayılırdı. Bu durum, köleliğin yalnızca “satın alma” değil, aynı zamanda “nesiller arası üretim” yoluyla da devam ettiğini gösterir.
Zenginlerin köle sayısının çok yüksek oluşu, yalnızca “lüks” göstergesi değildir; aynı zamanda üretim biçiminin ölçeğiyle ilgilidir. Latifundiumlarda tarım köleliği, yoğun emek gerektiren bağcılık, zeytincilik ve tahıl üretimi gibi alanlarda temel işgücünü oluşturur. Öte yandan kentlerde atölyelerde çalışan köleler, zanaat üretimini ve ticari faaliyeti sürükleyebilecek kadar etkin olabilirdi.
Köleliğin Kaynakları
Savaş esirleri (Captivi): Roma köle sisteminin en büyük kaynağıydı. Fethedilen bölgelerin halkı topluca köleleştirilirdi. Galya Savaşları sırasında Julius Caesar’ın yüz binlerce esiri köle olarak sattığı biliniyor.
Doğuştan kölelik (Vernae): Köle anneden doğan çocuk da köle olurdu.
Borç ve Cezadan (Nexum): Erken Cumhuriyet dönemine kadar var olan borç köleliği M.Ö.326’da Lex Poetelia ile kaldırılır. Ağır suçlar ve korsanlık gibi durumlarda devam eder.
İnsan Kaçırma ve Korsanlık: Başta Kilikya kıyıları olmak üzere, Akdeniz’de korsanlık yoluyla ele geçirilen insanlar köle pazarlarında satılırdı. Bu iki yöntemle ele geçen köleler fiili olarak var olmasına karşın Roma Hukukunda yeri yoktu.
Savaş esirlerinin köleleştirilmesi, Roma’nın yayılmacı siyasetinin “insan kaynağı” boyutunu oluşturur. Fetihler arttıkça köle arzı artar; köle arzı arttıkça köle fiyatları görece düşer ve köle emeğine dayalı işletmeler genişler. Ancak fetihlerin yavaşladığı dönemlerde köle arzı daralır; bu da doğuştan kölelik ve korsanlık gibi kaynakların önemini artırır.
Erken dönemde borç köleliğinin kaldırılması, Roma’da yurttaşlık statüsünü koruma çabasının bir sonucudur. Buna rağmen suç, korsanlık ve kaçırma gibi pratikler, kayıt dışı ve yerel ağlar üzerinden köle piyasasına insan akışını sürdürmüştür. Bu da köleliğin yalnızca “devlet düzeni”yle değil, Akdeniz ölçeğinde işleyen ticari ve kriminal ağlarla da ilişkili olduğunu gösterir.
Köle Ticareti
Köleler agorada Catasta adı verilen bir platform üzerinde sergilenir, Quaestor adlı bir çığırtkan tarafından pazarlanırdı. Greklerde yarı çıplak satılan köleler Roma zamanında çıplak satılırdı. Böylece kölenin kusurları görünür halde olurdu. Alıcı, köleyi elleyebilir, kontrol ve muayene edebilirdi. Kölenin boynuna asılan Titulus adlı bir levhada kökeni, yaşı, sağlık durumu, kusurları, becerileri yazılırdı. Satıcı, kölenin kusurlarını gizlerse hukuken sorumlu tutulurdu. Titulus terimi, günümüzde kullanılan “title / unvan” kavramının kökenidir. Eğitimli köleler (muhasebeciler, hekimler, öğretmenler) daha değerliydi. Denizaşırı bölgelerden getirilen kölelerin ayakları, salgın hastalık (özellikle veba) korkusu nedeniyle beyaz kireçle boyanırdı. Her bölgenin köleleri alışılmış bazı özelliklere sahiptiler: örneğin Likyalılar ve Frigyalılar’dan iyi uşak, Kapadokyalılardan iyi içki taşıyıcısı ve sunucusu, Donaulular -Tuna-iyi çoban, Etopialılar iyi banyo hizmetkarı, yıkayıcı olurlardı. (Bugün de ayni değil mi: dünyada Türkler dönerci, Asyalılar masör, İtalyanlar, pizzacı vs.).
Köle ticareti, sadece bireysel alım-satımdan ibaret değildir; kredi, kefalet, aracılık ve komisyon mekanizmalarıyla büyüyen bir piyasadır. Titulus uygulaması, köle pazarında “bilgi asimetrisini” azaltmaya dönük bir güvence aracı olarak görülebilir. Buna rağmen pazarda satıcı hilesi, kusur gizleme, sahte “nitelik” atfetme gibi pratiklerin varlığı bilinmektedir; bu nedenle alıcının muayene hakkı, ticari güvenliğin parçasıdır.
Eğitimli kölelerin değerli oluşu, Roma’da “bilginin” de köleleştirilebildiğini gösterir. Hekim, sekreter, öğretmen, muhasebeci gibi köleler yalnızca emek gücü değil; aynı zamanda uzmanlık taşır. Bu uzmanlık, efendinin statüsünü yükseltir; hane yönetimini kolaylaştırır; ticari kazancı artırır. Dolayısıyla eğitimli köle, çoğu zaman “yatırım” olarak görülür ve korunur.
Kölelerin bölgelere atfedilen stereotipik özelliklerle pazarlanması, bir tür “piyasa dili” üretir. Bu dil, hem alıcıyı ikna etmeyi hem de köleyi belirli işlere yönlendirmeyi kolaylaştırır. Ancak bu tür genellemeler, gerçeklikten çok piyasa alışkanlıklarını yansıtır; aynı bölgeden gelen kölelerin farklı niteliklere sahip olabileceği gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Köle Pazarları
Roma’da kölelik önemli bir ekonomik gelir kaynağıydı. Kilikyalılar insanları çalıp köle olarak satmada ustaydılar, bu onların en önemli gelir kaynağı idi. Kaçırılan insanlar Phaselis ve Side gibi liman kentlerinde satılırdı. Anadolu’nun en büyük ve en ünlü köle pazarı ise Lydia’daki Sart–Sardes idi.
Liman kentleri, köle ticaretinde lojistik merkezlerdir: insan akışının deniz yoluyla taşınması, depo/han gibi geçici barınma alanları, pazara çıkmadan önce “sınıflandırma” ve sevkiyat gibi süreçler genellikle bu düğüm noktalarında gerçekleşirdi. Bu nedenle Side gibi kentler yalnızca ticaret değil, aynı zamanda “insan pazarı”nın da mekânsal hafızasında yer tutar.
Büyük pazarların varlığı, köleliğin yerel bir uygulama olmaktan çıkıp bölgesel/uluslararası bir sistem hâline geldiğini gösterir. Köle ticaretinin yoğunlaştığı yerlerde, aracılar, nakliyeciler, güvenlik sağlayıcılar, vergi toplayıcılar ve yerel yöneticilerden oluşan geniş bir ekosistem ortaya çıkar; bu ekosistem köleliğin sürekliliğini besler.
Köleliğin Türleri
Ev Köleleri (Servi domestici): Görece daha iyi koşullarda yaşarlardı.
Tarım Köleleri (Servi rustici): Ağır şartlar altında çalışırlardı.
Kamu Köleleri (Servi publici): Devlete ait kölelerdi; tapınaklarda, arşivlerde ve kamu hizmetlerinde görev alırlardı.
Gladyatör Köleler (Gladiatores): Savaş esirleri veya suçlular arasından seçilirdi hem eğlence hem de gözdağı (body guard) aracıydılar.
Kölenin Köles (Servis vicarius): Zamanla sermaye biriktiren bazı köleler başka köle satın alabilirdi; bu tür kölelere Servus vicarius denirdi. Bu durum, Roma köleliği içinde dahi bir hiyerarşi bulunduğunu gösterir.
Bu sınıflandırmaya ek olarak, Roma’da maden ocakları ve taş ocakları gibi alanlarda çalışan kölelerin koşulları genellikle en ağır olanlar arasındaydı. Kentlerde ise fırın, atölye, dokuma, inşaat gibi sektörlerde çalışan köleler, üretimin sürekliliğini sağlayan “görünmez emek” gücüydü. Bazı köleler, efendileri adına dükkân işletmek, tahsilat yapmak veya ticari işleri yürütmek gibi görece yüksek sorumluluklar da üstlenebilirdi.
Kamu köleleri, devletin idari kapasitesinin bir parçası olarak görülebilir. Arşiv, tapınak, yol ve su işleri gibi alanlarda görev alan köleler, kamusal hizmetin sürekliliğini sağlar. Bu tür kölelik, özel hane köleliğine kıyasla farklı bir denetim rejimine ve daha kurallı bir işleyişe sahip olabilirdi.
Gladyatör köleler, yalnızca “eğlence” değil; siyasal meşruiyet ve toplumsal kontrol açısından da önem taşır. Arenalar, kitleleri bir araya getirir; iktidarın cömertliğini sergiler; şiddetin düzen içinde yönetildiği bir gösteri alanı üretirdi. Bu yönüyle gladyatörlük, köleliğin “gösteriye dönüşmüş” yüzüdür.
Azat Olma (Manumissio
Roma’da kölelerin azat edilmesi (Manumissio), Greklere göre daha yaygın ve kurumsaldı. Azat edilen köle (Libertus), Roma yurttaşı sayılırdı; ancak senatörlük gibi yüksek makamlara gelemezlerdi. Azatlıların çocukları ise tam yurttaş statüsüne sahip olurdu.
Başlıca azat yöntemleri şunlardı:
- Resmi bir yargı kararıyla (Manumissio Vindicta)
- Kölenin nüfus sayımına özgür olarak kaydedilmesiyle. (Manumissio Censu)
- Efendinin vasiyetiyle (Manumissio Testamento)
Azat edilme, her zaman “tam bağımsızlık” anlamına gelmezdi. Azatlı, çoğu durumda eski efendisine “patronus” ilişkisi üzerinden bağlanır; belirli yükümlülükler (hizmet, sadakat, kimi işlerde destek) sürdürülebilirdi. Bu ilişki, azatlıya toplumsal koruma ve ağ sağlarken; patrona da prestij ve ekonomik fayda sunardı. Böylece azatlılık, Roma toplumunda ara bir statü üretir: özgür ama tam eşit değil.
Azat edilmenin yaygınlaşmasının nedenleri arasında efendinin “sadakat ödülü” verme isteği, kölenin birikim yaparak özgürlüğünü satın alması, efendinin vasiyetle “itibar” göstermesi ve bazı durumlarda ekonomik rasyonalite yer alır. Örneğin yaşlı veya artık verimsiz görülen kölelerin azat edilmesi, efendinin bakım yükünü azaltırken aynı zamanda “merhametli” görünmesini sağlayabilirdi.
Roma’da köle sayısı nüfusun üçte birine, Sicilya' da ve güneyde yarısına ulaşır. MÖ I. yy.’da İtalya ve Sicilya' da üç milyon köle vardı ve her yıl pazar arzının sürekliliğini sağlayabilmek için 100.000 yeni kölenin getirilmesi gerekiyordu. Köle sayısı arttıkça, kırsal bölgeler tehlikeli bir şekilde güvensiz hale gelmeye başlar. Sömürü, eziyetler köleleri yaşam koşullarına karşı kitlesel şiddet hareketlerine zorlar.
Bu ölçekte bir köle nüfusu, toplumsal gerilimi yapısal hâle getirir. Kırsalda büyük çiftliklerin yayılması, küçük üreticinin çözülmesi ve işgücünün köleleştirilmesi; hem ekonomik eşitsizliği derinleştirir hem de güvenlik risklerini artırır. Bu nedenle Roma yönetimi, bir yandan köleliğe dayalı üretimi sürdürürken diğer yandan denetim ve cezalandırma mekanizmalarını güçlendirmek zorunda kalmıştır.
Köle emeğine bağımlılık arttıkça, kölelerin örgütlü direniş kapasitesi de artar. İsyanlar bunun en görünür biçimidir; ancak kaçış, yavaşlatma, sabotaj, üretimden kaçınma, efendiye karşı küçük çaplı şiddet gibi gündelik direniş biçimleri de köleliğin “sürekli çatışma” üreten karakterini gösterir.
Köle İsyanları
Çoğu küçük ölçekli birçok isyan çıkar, bunlardan bazıları;
- Birinci Sicilia Köle İsyanı (M.Ö 135-132), Kilikyalı Cleon isimli köle bir isyan başlatır. Köle Eunus ile güçlerini birleştirirler. Suriyeli Eunus kendini yeni Kral Antiochos ilan eder, 70.000 köle ona katılır. Roma ordusu isyanı bastırır.
- İkinci Sicilia Köle İsyanı (M.Ö 104-100); Salvius adlı köle toprak sahiplerine karşı isyan eder, Sicilia’nın gördüğü en büyük isyanıdır. İsyan çok kanlı bastırılır.
- Spartacus İsyanı (M.Ö 73-71); Trakyalı Spartacus Capua’da isyan başlatır ve 100.000 kişilik bir orduya ulaşır. Crassus isyanı bastırır. 6.000 isyancı köle Appia Yolu boyunca çarmıha gerilir. Spartacus İsyanı, tarih boyunca özgürlük mücadelesinin sembolü olur.
Sicilia isyanlarının arka planında, latifundium düzeninin yoğun sömürüye dayanması ve yerel otoritenin köle şiddetini denetlemekte yetersiz kalması vardır. İsyanlar yalnızca “öfke patlaması” değil; aynı zamanda üretim ilişkilerindeki tıkanmanın, kırsal yönetim krizinin ve denetim zayıflığının sonucudur.
Spartacus isyanı ise ölçek, süreklilik ve siyasal etkisi bakımından farklıdır. Gladyatör okullarının disiplinli şiddet eğitiminden geçmiş isyancılar, başlangıçta taktik üstünlük sağlayabilmiş; Roma’nın isyanı bastırmak için büyük askeri ve mali kaynak ayırmasına yol açmıştır. İsyanın bastırılmasından sonra uygulanan kitlesel çarmıha germe, yalnızca cezalandırma değil; “örnek teşkil etme” ve korku yoluyla toplumsal kontrol sağlama amacı taşır.
Notlar
- Kölenin Latincesi olan Servus, bugün gündelik hayatta en çok kullandığımız kelimelerden “servis” ile ilişkilidir. (İng. service, servant)
- Kölenin Batı dillerindeki karşılığı olan slave, sklave kelimesi özellikle Orta Çağ’da esir alınan kölelerin getirildiği Slav ülkeleriyle ilişkilendirilmiştir; bu nedenle “İslav/Slav” denilmiştir. Slavlar ise köleye “rab” diyorlar. Türkçede “köle” ise Arapça “kul”dan gelir.
- İlk köle isyanlarından biri Anadolu’da Bergamalı Aristonikos (M.Ö. 133–129) tarafından başlatılmıştı.
Birkaç Söz
“Yaşlanan köleyi, eskimiş bir alet gibi sat.” — Yaşlı Cato
Sell worn-out slaves as you would old tools.
“Talih dönerse, efendi köle; köle efendi olabilir.” — Seneca
Fortune makes slaves of kings and kings of slaves.
“Doğa kimseyi köle yaratmadı.” — Cicero
Nature has made no one a slave.
Referanslar
Abufia, D. (t.y.). Büyük deniz: Akdeniz’de insanlık tarihi (Alfa Tarih, 1. cilt). Alfa Tarih.; Faulkner, N. (2008). Roma: Kartalların imparatorluğu. İstanbul: Yordam Kitap Basın ve Yayın.; Garnsey, P. (t.y.). Ideas of slavery from Aristotle to Augustine. Cambridge: Cambridge University Press.
