Hristiyanlıkta Aziz ve Azize Kavramı

DİNSEL KONULAR İlahi Dinler Diğer Dinsel İnanışlar Diğer Dinlere Ait Mezhepler

“İzzet” kökünden türeyen “aziz” kavramı (kadınlar için daha uygun olarak “azize” terimi kullanılır), yaşam biçimleri, imanları, ölümle yüzleşmeleri veya kendilerine atfedilen mucizeler nedeniyle Tanrı’ya yakın olarak kabul edilenleri ifade eder (İngilizce: saint, Yunanca: hagios ve hagıa, Latince: sanctus ve sancta). Hristiyan geleneğinde, Tanrı’ya adanmış bir yaşamın, ahlaki erdemlerin ve iman sadakatinin somut örnekleri olarak görülen azizler ve azizeler, İsa Mesih’in öğretilerine bağlı kalarak yaşamış, kilise topluluğuna önemli katkılarda bulunmuş ve çoğu zaman fedakârlıklarla dolu bir hayat sürdürmüş kimselerdir. Tarihsel süreçte bazı azizler şehitlikleri (martyria) nedeniyle bu unvana erişmiş iken bazıları ise mucizeleri ya da olağanüstü kutsal yaşamları üzerinden kilise tarafından kutsal kişi (aziz veya azize) olarak tanınmıştır.

Bir Hristiyan’ın kutsal kişiler ile olan ilişkisi, yalnızca Tanrı’ya adanmış bir varlığa ibadet etmekten ibaret değildir; bu ilişki aynı zamanda bir saygı biçimidir. Ancak bu saygı herhangi birine duyulan hayranlıktan ve taklitten çok daha derin manalar taşımaktadır. Her aziz, bir kişinin tüm varlığını ve benliğini Mesih’e adadığında neler olabileceğini gösteren, yaşayan bir vaazdır. Kutsal kişilere dua etmenin amacı, onların Mesih’i aracılığıyla, dua eden kişinin de Mesih’e daha yakın hâle gelmesini sağlamaktır.

Milattan önceki dönemlerde “aziz” kelimesi genel bir anlam taşırken, Hristiyanlığın ilk yıllarında Mesih İsa’yı izleyenleri İsrail halkından ayırmak amacıyla kullanılmasıyla birlikte, Hristiyan geleneğinde özel bir terim hâline gelmiştir. Apostolik çağ ve onu izleyen yıllarda, Hristiyanlar, Roma yönetimi ve Yahudiler tarafından sapkın ilan edilerek baskı ve şiddet dolu dönemler yaşamıştır. Henüz vaftiz olmadan şehadete eren Hristiyanlar, “kanla vaftiz olanlar” olarak anılmış ve bu durum ilerleyen zamanlarda bir Hristiyan’ın ulaşabileceği en yüksek mertebe olarak değerlendirilmiştir. Sonuçta, aziz kavramının anlamı özelleşerek sadece şehit olan kişilere verilen bir unvan haline gelmiştir. 

Zulüm dönemlerinde, Mesih’e bağlılıkları nedeniyle canlarını veren şehit azizlerin yanı sıra, zorlu koşullarda hayatta kalıp imanlarını açıkça itiraf eden ve küçük cezalarla karşılanan Hristiyanlar da olmuştur. Bu kişiler, gösterdikleri teslimiyet ve bağlılık sayesinde topluluk içinde “itirafçı” olarak anılmış ve inananlara ilham kaynağı olmuştur. IV. ve V. yüzyıllarda, itirafçılarada aziz unvanı verilmesi hak görülmüştür. 

250’deki Decius zulmünden sonra birçok Hristiyan, Roma’nın bozulmuş düzeni ve baskılarından kaçmak için Suriye ve Mısır’ın çöl bölgelerine çekilmiş, İsa, Musa ve İlyas’ın yolunu takip ederek münzevi bir yaşam sürmüştür. Bu kişiler fani dünyadan uzaklaşıp, ilahî aleme yaklaşmak amacıyla gönüllü olarak kendilerini inkâr etmiştirler ve çileciler olarak tarihte isimlerini bırakmıştırlar. Çilecilerinde azizlik unvanı alması ile kavram daha geniş bir hal almıştır. Son olarak Hristiyanlıkta, bir kişinin başkalarının iyiliği veya inancı uğruna gönüllü ve zamansız olarak hayatını feda etmesi eylemi; bu kişilerin, gösterdikleri teslimiyet ve fedakârlık nedeniyle azizlik olarak kabul edilmiştir. Kavram ilk olarak 2014’te Azizlerin Davaları Dikasterliği’nde (Katolik Kilisesi’nde aziz ilan süreçlerini yürüten resmi kurum) gündeme gelmiş, 2016’da çalışmalar tamamlanmış ve 2017’de Papa Francis, “Maiorem hac dilectionem” adlı Apostolik mektupla resmi olarak azizliğe giden bir yol olarak tanımıştır. 

Hristiyanlığın farklı mezheplerinde kutsal kişi ilan edilme şartları değişiklik gösterebilir ve hatta azizlik kavramının kapsayıcılığı değişebilmektedir. Madde kapsamında Hristiyanlığın üç büyük mezhebi için (Katolik, Ortodoks, Protestan) kavram ele alınmıştır. Bu süreçlerin en ayrıntılı ve sistemli olanı Katolik mezhebinde görülmektedir. Katoliklerde bir kişinin aziz veya azize olarak ilan edilme süreci kanonizasyon olarak ifade edilmektedir. Roma Katolik Kilisesi’nin kurallarına göre bir kişinin azizlik sürecinin başlatılabilmesi için genellikle ölümünden sonra beş yıl beklenmesi gerekir. İlk aşamayı oluşturan bu adım bazı durumlarda Papa tarafından kaldırılabilir. Nitekim 1997 yılında vefat eden Rahibe Teresa için bu bekleme süresi Papa II. Jean Paul tarafından üç yıl kısaltılmış ve böylece azizlik süreci 1999’da başlatılmıştır. Kutsal kişi ilan edilecek olan kişinin yerel piskoposlukta başlatılan soruşturma ile hayatı, yazıları, tanıklıkları ve erdemleri incelenmektedir. Sonrasında Azizler Davaları Dikasterliği, sürecin başlatılmasına izin verir. Ön soruşturmanın tamamlanması ve Vatikan tarafından onaylanmasıyla birlikte adaya “Servant of God” (Tanrı Hizmetkârı) unvanı verilir. 

İkinci aşamada, adayın hayatındaki kahramanca erdemler (Bir Hristiyan’ın inanç, umut ve sevgisini olağanüstü bir biçimde yaşaması ve bunu günlük yaşamında sürekli göstermesi) yakından incelenir. Yerel piskoposluğun hazırladığı dosya, Azizler Davaları Dikasterliği’ne gönderilir ve burada teologlar, tarihçiler ve uzmanlar tarafından detaylıca değerlendirilir. Adayın yaşamı, davranışları, tanıklıkları ve yazıları tek tek gözden geçirilir. Ayrıca, adayla ilgili bildirilen mucizeler de bu aşamada ilk kez ele alınır. Dikasterlik, tüm bu sürecin Vatikan kurallarına uygun şekilde yürütülmesini sağlar. Bu aşama olumlu sonuçlanırsa aday “Venerable” (Erdemli) unvanına yükseltilir. 

Dördüncü aşama, “Venerable” unvanından sonra adayın “Blessed” (Mübarek veya Kutsanmış) unvanını almasını kapsar. Bu unvana gelebilmek için adayın aracılığıyla gerçekleştiğine inanılan bir mucizenin araştırılması gerekir. Kanonizasyon sürecinde ele alınan mucizelerin çoğu tıbbi niteliktedir. Burada önemli olan nokta, mucizenin adayın kendisi tarafından değil, Tanrı tarafından gerçekleştirilmiş olduğunun unutulmamasıdır; adayın rolü, mucizenin gerçekleşmesi için insanların onun aracılığıyla Tanrı’ya dua etmesidir. Önerilen tıbbi mucizenin incelenmesi atanan tıbbi komisyonun sorumluluğundadır. Komisyon, mucizenin adayın şefaati ile gerçekleştiğini tespit ederse, kişi Mübarek unvanına yükseltilir. Şehit olmayan bir kişi için, kişiye atfedilen (Vatikan komisyonu tarafından onaylanmış) ikinci bir mucize daha olmalıdır. İkinci mucizenin gerçekleşmiş olduğu kanaatine varıldıktan sonra, söz konusu kişi Kilise tarafından Aziz Petrus Meydanında gerçekleştirilen özel bir ayin ile Kutsal kişi ilan edilebilir. İkinci mucize şartı bir istisna olarak, kişinin adil ve kutsal bir kişi olduğuna karar verilmesi halinde papa tarafından kaldırılabilir ve aday tek bir mucize ile kutsal kişi ilan edilebilir. 

Ortodoks kiliselerinde ise birinin aziz ya da azize ilan edilme süreci, Katolik Kilisesi’ndekinden oldukça farklı bir şekilde işler. Ortodoks Kilisesi geleneğinde “azizlik” (İngilizce: glorification, Yunanca: hagiasmos) genellikle “kutsallığın tescili” olarak ifade edilir ve Katoliklerdeki kanonizasyondan ayrılarak hukuki ve bürokratik bir sürece bağlı olmaksızın işlemler yürütülür. Orthodox Church in America’nın (OCA) aktardığına göre yaklaşık 2000 yıldan beri Ortodoks kiliselerinde azizler ilan edilmiş ve yüceltilmiştir. Bu yüceltilme çok erken dönemlerde, ilk olarak Mesih’in gelişini önceden haber veren peygamberler ve İncil’i duyuran havariler ile evanjelistlerle başlamıştır. Daha sonrasında inançları uğrunda kanları dökülen şehitler ve inancı ilan edip kötülüğe karşı savşan rahipler ve piskoposlar listeye eklenmiştir.

Ortodoks geleneğinde mucizeler önemli bir yer tutsada aziz olmak için mutlak bir gereklilik değildir. Türk Ortodoks topluluğu kendi mezhep geleneğinde azizliğin temel şartının erdemli ve ahlaklı bir yaşam sürmek olduğunu vurgulamaktadır. Topluluğun ifadelerine göre bir aziz, dünyevi bağlardan uzaklaşarak, “sıfatta üç, doğada tek olan Tanrı’ya” zulme maruz kalsa dahi tam bir sadakatle bağlı kalan kişidir. 

Yine OCA topluluğunun aktardığına göre, Halkın sevgi ve saygısı, Ortodoks geleneğinde bir kişinin aziz ya da azize olarak tanınma sürecinin başlangıcını oluşturmaktadır. Vefat eden adayın kabrinin ziyaret edilmesi, onun adına yapılan dualar ve halk tarafından çizdirilen ikonalar, bu saygının en somut göstergeleridir. Zaman içerisinde toplumsal kabul güçlendikçe süreç yerel piskoposluğa taşınır. Piskoposluk, adayın yaşamı, ahlaki duruşu, tanıklıkları ve varsa yazılarını titizlikle inceleyerek kişinin gerçekten örnek bir Hristiyan yaşamı sürdürüp sürdürmediğini değerlendirir. İncelemenin tamamlanmasının ardından konu Kutsal Sinod’a sunulur ve Sinod, adayın aziz olarak tanınıp tanınmayacağına ilişkin nihai kararı verir.

Eğer adayın aziz ya da azize olarak tanınmasına karar verilirse, süreç Resmî Yüceltme Ayini ile sonuçlanır. Bu ayin, kişi adına düzenlenen son bir Anma Ayiniyle başlar. Ardından, adaya özel olarak hazırlanan ilahilerin okunduğu Akşam ve Sabah duaları icra edilir. Bu duaların tamamlanmasıyla azizin ikonası cemaatin önünde açılır, hayat öyküsü resmî bir yazı olarak yayınlanır ve son aşamada kilise takviminde anılacağı gün belirlenerek azizlik süreci bütün yönleriyle resmen tamamlanmış olur.

Protestan mezhep geleneğinde ise Katolik ve Ortodoks mezheplerinden farklı olarak aziz kavramı, seçkinleri ifade etmekten ziyade Mesih’in yolundan giden tüm imanlılar için kullanılan bir kavramdır. Martin Luther ve John Calvin gibi reformcular, kavramın daha İncil'e dayalı bir anlayışına geri dönmeye çalışmıştırlar. Elçi Pavlus’un, mektuplarında sık sık tüm cemaatlere "azizler" diye hitap etmesi, bu anlayışın gelenekte yer kazanmasına temel oluşturmuştur. Protestanlar, kişilerin resmî bir süreçle “aziz” ilan edilmesini benimsemeseler de Hristiyanlık tarihinde örnek bir iman, fedakârlık ve hizmet sergilemiş kimseleri elbette değerli görür ve saygıyla anarlar. Ancak bu kişiler Katolik veya Ortodoks anlamda bir “Aziz” unvanı almaz; bunun yerine çoğunlukla “iman kahramanı”, “tanıklığı güçlü bir Hristiyan” ya da “örnek bir mümin” olarak anılırlar. Ayrıca yine mezhep geleneğinde azizler dua ve ibadet sırasında şefaatçi olarak anılmazlar. 

Her gelenek azizliği kendine özgü biçimde tanımlasa da, bu kavram Hristiyanlığın bütününde imanlı yaşamın ışığını gelecek kuşaklara aktaran ortak bir miras olarak kabul edilmektedir.

Referanslar

Karakoca, Z. S. (2023). Katolik Kilisesinde aziz kültü [Yayımlanmamış yüksek lisans tezi]. Bursa Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bursa.; Madrigal, M. (2015). Hristiyan Türkler. Kitab-ı Mukaddes Şirketi.; Oliver, J. (2008, October 6). Everything is like an ocean: On the essential role of the saints. Pravmir.; Uygun, A. (2022). Hıristiyanlıkta erdemleriyle yüceltilen, bedenleriyle kutsallaştırılan azizler. İnsan, Din ve Erdemlilik Sempozyumu.; https://www.britannica.com/topic/How-Does-Someone-Become-a-Saint, (Erişim tarihi: 01.12.2025.); https://www.catholic365.com/article/29925/how-the-catholic-church-determines-who-is-canonized.html, (Erişim tarihi: 01.12.2025.); https://christianpure.com/learn/protestant-saint-definition, (Erişim tarihi: 01.12.2025.); https://www.oca.org/fs/glorification-of-saints, (Erişim tarihi: 01.12.2025.); https://www.vaticannews.va/en/vatican-city/news/2025-07/dicastery-for-the-causes-of-saints.html, (Erişim tarihi: 01.12.2025.).

Ayrıntılı bilgi için bakınız

Karakoca, Z. S. (2023). Katolik Kilisesinde aziz kültü (Yayınlanmamış Yüksek lisans tezi). Bursa Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüs.