Aşure

GASTRONOMİ Tatlı DİNSEL KONULAR Dinsel Ritüel

“Aşure” kökeni Arapçaya dayanan ve İslâm kültüründe önemli bir yere sahip olan, sembolik ve ritüel niteliği bulunan geleneksel bir yiyecek türüdür. Türkdoğan’ın (2004: 31) aktardığına göre aşure kelimesi, İslâm kültüründeki kullanımına ek olarak Mazdeist geleneklerin tamamında “ashure” ya da “ashura”, Hintçede ise “asura” biçiminde de yer almaktadır. Sözcük, Arapça “aşara” (عشرة) kökünden türemiş olup “on” anlamına gelir. Bu kavramdan hareketle “onuncu gün” anlamında kullanılan “Aşûrâ” sözcüğü, zamanla Türkçede “Aşure” biçiminde yerleşmiştir. Aşurenin tarihsel kökeni oldukça eski dönemlere uzanmaktadır. Mezopotamya’da yerleşik tarım düzeninin gelişmesiyle birlikte buğday başta olmak üzere çeşitli tahılların kültüre alınması, tahıl temelli yemeklerin yaygınlaşmasına zemin hazırlamıştır. Metin And (2002: 25), aşure törenlerinin Mezopotamya, Anadolu ve Mısır’da oldukça eski dönemlere uzanan bir geçmişi olduğunu belirtir; ayrıca bu ritüelin özellikle İran’da İslam öncesi Fars mitolojileriyle ilişkilendirildiğini vurgular. Aşure, bu üretim ve beslenme kültürünün bir ürünü olarak ortaya çıkmış, ilerleyen süreçte farklı toplumlar tarafından benimsenerek çeşitli kültürel anlamlar kazanmıştır. Aşure, yalnızca bir yiyecek olmaktan öte toplumsal, kültürel ve sembolik bir pratik olarak işlev görmektedir. Aşurenin farklı bakliyat, tahıl ve kuru meyvelerin bir araya getirilmesiyle hazırlanması, çeşitlilik içinde birlik ve bereket fikrinin simgesel bir ifadesi olarak yorumlanır. Yapılışı da genellikle kolektif bir süreçtir. Dağıtım pratiği ise paylaşma, komşuluk ilişkilerini güçlendirme ve toplumsal bağları pekiştirme işlevi görür. 

Aşure geleneğini sürdüren topluluklarda, yemeğin hangi amaçla hazırlandığı, hangi tarihte yapıldığı ve içine eklenen malzemeler, bu geleneğe yüklenen anlamlara bağlı olarak farklılık gösterir. Aşure, malzeme çeşitliliği topluluklara göre değişse de zengin içeriğiyle tanınan bir tatlıdır. Çoğunlukla kabuğu soyulmuş buğdayın, fasulye ve nohut gibi bakliyatların, kayısı, üzüm, incir ve ceviz gibi kuru meyve ve yemişlerle birlikte uzun süre pişirilmesiyle hazırlanır. Hazırlanan karışıma kimi yörelerde karanfil de eklenir. Pişirme işlemi tamamlandığında aşure, henüz sıcakken kâselere pay edilir ve genellikle ceviz ile tarçın serpilerek servis edilir. Türkiye’nin farklı bölgelerinde aşurenin içeriği belirgin biçimde çeşitlilik gösterir. Bazı yörelerde bakla, börülce veya mısır gibi malzemeler tarife dâhil edilirken süslemede taneli olması hasebiyle bereketi simgeleyen nar taneleri ya da susam kullanılabilir. Ayrıca kimi bölgelerde aşurenin tatlandırılmasında şeker yerine pekmez tercih edildiği de görülmektedir.

Aşure hazırlandıktan sonra geleneksel olarak bir dua eşliğinde bereket dilekleriyle sunulur. Şifalı kabul edildiğinden, çoğu yerde önce çocuklara ve hastalara tattırılır; ardından akrabalara, komşulara ve yakın çevreye dağıtılması âdet halini almıştır. Aşure götürülen kabın yıkanmadan geri verilmesi, bereketin eksilmemesi gerektiği yönündeki inancın bir yansımasıdır. Artan aşure kimi bölgelerde meyve ağaçlarının diplerine dökülür ve bunun o ağaçların verimini artıracağına inanılır. Bu uygulamalar, aşurenin yalnızca bir yiyecek değil, halk inançları ve folklor bağlamında da sembolik değeri yüksek bir kültürel unsur olduğunu gözler önüne serer (1)

Dinler tarihi araştırmalarında Mircea Eliade, geleneksel toplumlarda zaman anlayışını “profan zaman” (tarihsel zaman) ve “kutsal zaman” olarak iki temel kategoriye ayırır. Kutsal zaman, mitik başlangıcın (in illo tempore-ilk yaratılış anı) yeniden deneyimlendiği, sıradan kronolojik akışın ötesine geçen bir zaman düzlemi olarak tanımlanır. Eliade’ye göre, kutsal zaman, toplumlar açısından gerçek anlamda değerli olan zamandır; çünkü kutsalın ilk tezahürü bu zamanla bağlantılıdır. Bu yaklaşım, “bir şeyin gerçek gücü kökenindedir” düşüncesiyle ifade edilir. Bu bağlamda, zamana yüklenen kutsallık, yalnızca takvimsel bir ayrımdan ibaret olmayıp insanın evreni kavrayış biçimini şekillendiren, varoluşsal bir anlam taşır. Muharrem ayı ve Aşure Günü, bu türden “kutsal zaman” anlayışının somutlaştığı örnekler arasında değerlendirilir. 

Aşure, özellikle hicrî takvimin Muharrem ayının onuncu günüyle ilişkilendirilmektedir. Muharrem ayı, İslam’da “haram aylar” arasında kabul edilir. Bu aylar; Zilkâde (11. ay), Zilhicce (12. ay), Muharrem (birinci ay) ve Recep (yedinci ay) olmak üzere dört aydan oluşur. Cahiliye dönemine uzanan bir gelenek doğrultusunda bu aylar, savaşın ve kan dökmenin yasaklandığı, barışın ve hürmetin esas olduğu, kutsal zaman dilimleri olarak kabul edilmiştir. İslamî literatürde bu aylara atfedilen kutsallık, bu dönemlerde yapılan ibadetlerin daha faziletli, işlenen günahların ise daha ağır sorumluluklar doğuracağı inancıyla ilişkilendirilir. Tarihsel kaynaklar, bu aylara gösterilen saygının yalnızca İslâm dönemiyle sınırlı olmadığını, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail dönemlerinden itibaren Arap toplulukları arasında köklü bir gelenek olarak benimsendiğini belirtmektedir. Bu bağlamda Muharrem ayı, oruçla özdeş bir dönem hâline gelmiş; özellikle ayın ilk günlerinde tutulan oruçlar ile ardından yapılan aşure, hem ibadet niteliği taşıyan hem de kültürel bir hatırlama işlevi gören bir uygulama olarak yerleşmiştir. Aşure, orucun tamamlanmasının ardından gerçekleştirilen, sembolik nitelikte “kansız bir kurban” ritüeli sayılır. Muharrem Orucu süresince su içmemek, kurban kesmemek, tıraş olmamak ve eğlence ile düğün gibi etkinliklere ara vermek esastır (Yaman 2007: 233, 234).

Dinler tarihinde aşure yalnızca Muharrem ayında Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da susuz meşhed edildiği yas ve anma günüyle sınırlı değildir. Bunun yanı sıra çoklu birtakım dinî/mitolojik işaretler de taşır. Aşure günü; Hz. Mûsâ’nın Kızıldeniz’in yarılmasıyla halkını kurtarmasının anıldığı gündür, Hz. Nûh (Nâmâ)’un gemisinin Cudi Dağı’na oturduğu gün olarak kurtuluşa erdiği ve şükür olarak oruç tutulduktan sonra aşure yapıldığı ifade edilir. Tüm bunlara ilaveten bazı İslamî rivayetlerde, Âdem’in tevbesinin kabul olması, Hz. Yusuf’un hapisten kurtuluşu, Hz. İbrahim’in ateşten kurtuluşu gibi olaylar da bu günle irtibatlandırılarak arınma ve inisiyasyonu mühürler. Dolayısıyla günün kutsallığı önemli olaylarla bağdaştırılarak pekiştirilmiş olur. Bu çerçevede Alevi toplulukları, günün yas ve anma niteliğine uygun olarak daha çok aşure, helva gibi tatlılarla bu geleneği yaşatırken; Sünni topluluklar ise söz konusu günü din tarihinde meydana geldiği kabul edilen çeşitli olaylarla ilişkilendirmektedir (Williamson 2025).

Eliade’nin önemli kavramlarından biri olan hiyerofani, kutsalın tezahürünü; yani görünür hâle gelişini ifade eder. Dinler tarihi perspektifinde kutsal, yalnızca zamansal düzlemde değil; mekânlarda (tapınaklar, kutsal dağlar), doğal unsurlarda (ağaç, taş, su, ateş), insan eliyle üretilmiş nesnelerde (heykeller, totemler, ritüel nesneler) ve günlük ya da törensel pratiklerde kullanılan yiyecek ve içeceklerde de kendini gösterebilir. Bu kapsamda kutsanmış ekmek, şarap, adak yemekleri ve kurban pratikleri gibi uygulamalar, kutsalın maddî kültür üzerinden görünürlük kazandığı örnekler arasında ele alınır. Buradaki güçlü talep, kutsal yemeği tatma arzusudur. Çünkü kutsal aş bir anlamda “kurban”dır ve kutsalın gücünü içselleştirmeyi beraberinde getirir. Alevi–Bektaşi kültürünün kutsal yemeği “aşure”dir. Aynı şekilde giysiler, renkler, sayılar ve bedensel jestler de sembolik düzeyde kutsallıkla ilişkilendirilebilir.

Bu bağlamda aşure de ritüel nitelik taşıyan dinî-sembolik yiyecekler arasında değerlendirilir. İçeriğinde birden çok tahıl, bakliyat ve meyvenin bir araya getirilmesi, birlik, bereket ve paylaşma fikirlerinin simgesel bir ifadesi olarak yorumlanır. Aşurenin, Muharrem ayıyla ilişkilendirilmesi de onu, yalnızca kültürel bir tatlı olmaktan çıkararak kutsal zaman anlayışı içinde anlam kazanan bir ritüel pratiği hâline getirir. Dolayısıyla aşure, hem İslam kültüründe hem de daha geniş anlamda dinler tarihi bağlamında, kutsalın gündelik hayata yansıdığı sembolik bir unsur olarak ele alınmaktadır. Buradan hareketle denilebilir ki aşure; tarihsel süreklilik, kültürel bellek, dinî sembolizm ve mitik-efsanevî halk anlatılarıyla örülü çok katmanlı ritüelistik bir yiyecektir.

Ayrıca günümüzde aşure, besleyici değeri yüksek, çok bileşenli yapısı sayesinde hem sağlıklı hem de doyurucu bir tatlı olarak geniş kitleler tarafından tüketilmektedir. İçeriğinde yer alan bakliyatlar, tahıllar, kuru meyveler ve kuruyemişler; proteinden lif oranına, vitamin ve minerallere kadar zengin bir beslenme diyeti sağlayan, rutin günlük hayatta kolayca erişilebilen bir tatlı çeşidi hâline gelmiştir. 

Referanslar

And, M. (2002). Ritüelden drama Kerbelâ–Muharrem–Ta’ziye. İstanbul: YKY.; Ashura: Islamic holy day. https://www.britannica.com/topic/Ashura-Islamic-holy-day, (Erişim tarihi: 26.11.2025.); Aşure geleneği. Kültür Portalı. https://www.kulturportali.gov.tr/portal/asure, (Erişim tarihi: 20.11.2025.); Aşurenin tarihçesi. Safranbolu Fırını. https://www.safranbolufirini.com/asurenin-tarihcesi/, (Erişim tarihi: 27.11.2025.); Dedekargınoğlu, H. (t.y.). Muharrem ve aşure. Hünkâr Alevîlik Bektaşîlik Akademik Araştırmalar Dergisi, ss. 31–48.; Eliade, M. (1959). The sacred and the profane: The nature of religion. New York: Harcourt, Brace & World.; Eternal return (Eliade). https://en.wikipedia.org/wiki/Eternal_return_(Eliade), (Erişim tarihi: 27.11.2025.); https://www.kulturportali.gov.tr/portal/asure, (Erişim tarihi: 28.11.2025.); Türkdoğan, O. (2004). Alevi Bektaşi kimliği: Sosyo–antropolojik araştırma (4. bs.). İstanbul: Timaş Yayınları.; What are the key events for day of Ashura? Muslim Hands USA. https://muslimhandsusa.org/latest/2024/07/what-are-the-key-events-for-day-of-ashura/, (Erişim tarihi: 24.11.2025.); Williamson, S. (2025). Eating Ashure on Ashura: Gastro-politics and intra-Muslim relations in contemporary Turkey. Material Religion: The Journal of Objects, Art and Belief. https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/17432200.2025.2530272
; Yaman, A. (2007). Alevîlik ve Kızılbaşlık tarihi. İstanbul: Nokta Yayınları.; Yavuz, Y. Ş. (1991). Âşûrâ. TDV İslâm Ansiklopedisi (C. 4, ss. 24–26). İstanbul: TDV Yayınları.

Konuyla ilgili diğer maddeler için bkz.: